TEHCİRDEN ÖNCE DOĞU KARADENİZ VE GÜMÜŞHANE'DE NELER OLDU?

S. Vedat Karaarslan Arkeolog- Y. Mühendis 

Tehcir Arapça gündoğumunda seyahate çıkma anlamına gelen ve içinde 'hcr' kökünün yer aldığı 'hicret' kelimesinin de yer aldığı Osmanlı'da en erken 1916 yılında resmen ve genel olarak da 1918 yılında kullanılmaya başlayan bir kelimedir.

Kelime daha çok Ermenilerin Osmanlı İdaresi'nde iken adı resmi kayıtlarda Sevk ve İskan Kanunu olarak bilinen 27 Mayıs 1915 yılında çıkarılan ve içinde tek bir Ermeni kelimesi dahi geçmeyen ve adı "Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkında geçici kanun" şeklinde olan bir düzenlemeye dayalı olarak kendilerinin (sözde) 'soykırıma' uğradıkları iddiasına karşı kullanılır. Halbuki bu olaylara neden olan konu bir 'soykırım' değil Ziya Gökalp'in de belirttiği gibi Ermenilerin Müslümanları katlettiği, Müslümanların da Ermenilere karşılık verdiği bir “Karşılıklı Katliam” yani bir “mukatele" dir. Bu olayları yaşamış bizim büyüklerimiz de aynen bu anlama gelen şekilde bize anlatır ve böyle ifade ederlerdi.

İçinde 'Ermeni' kelimesi geçmeyen 1915 yılında çıkartılan söz konusu kanunun tam metni şöyle:

"Madde: 1- Vakit seferde ordu ve kolordu ve fıkra kumandanları ve bunların vekilleri ve müstahkem mevki kumandanları ahali tarafından herhangi bir suretle evamir-i hükümete ve müdafaa-i memlekete ve muafaza-i asayişe mütallik icraat ve tertibata karşı muhalefet ve silahla tecavüz ve mukavemet görürlerse, derekap kuvayı askeriye ile şiddetli surette tahribat yapmağa ve tecavüz ve mukavameti esasından imha etmeğe mezun ve meburdur.

Madde:2- Ordu ve müstakil kolordu ve fıkra kumandanları icabatı Askeriyeye casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri kaza ve kasaba ahalisinin Münferiden veya müçtemian diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.

Madde: 3-İş bu kanun tarihi neşrinden muteberdir. 13 Recep 1333 ve 14 Mayıs 1331"

Halbuki söz konusu yasanın Osmanlının güvenine layık olmuş 'milleti-sadıka' unvanına layık olmuş ve Fatih Sultan Mehmet' in 1461 yılında; Bizans'ın baskıları altında İmparator Tiberius'un (578) döneminden bu yana yüzyıllardır baskılar altında yaşayan ve İmparatorluğun çeşitli bölgelerine transfer edilerek 'tehcir' e maruz bırakılan Ermenilerin Bursa Piskoposu Hovakim'i İstanbul'a getirerek 'patrik' ünvanı ile taltif ederek Fener Patrikhanesine tanınan imtiyazlar gibi neredeyse 'ekümenlik' unvanı verdiği Ermenileri hiçbir şekilde   hedef almadığı gayet açık ve kuşkuya açık bırakmayacak şekilde  nettir. Öyle ki Apkar Tephir adındaki bir kişi de matbaanın Osmanlı'da kullanımından önce 1567 yılında ilk Ermenice kitapları basıyordu. 

Hatta Gümüşhane'nin Süleymaniye Mahallesi'nde bulunan bir Ermeni Kilisesi'nde dahi bir İslam süsleme sanatı olan 'kademeli çıkıntıları olan basamaklı tavan; kubbe; bir başlık türü; rengarenk alacalı işleme' olarak bilinen  'mukarnas' mimarisi, 'hatem-i Süleyman' mührü ve 'hilal' tasvirli sütunlarla inşa edilmiş yapılar bulunuyordu. 

MUKARNAS VE HİLAL TASVİRLİ KİLİSE SÜTUNU/ SÜLEYMANİYE MAHALLESİ / GÜMÜŞHANE [4]

Buna karşın Amasyalı Strabon Geographika (Coğrafya) adlı eserinde Ermenilerin "Kappadokia' yı aldığı zaman halkı kötü duruma soktu, çünkü her birini Mesopotamia' ya göç etmeye zorladı ve bunların çoğuyla Tigranokerta kentini kurdu; fakat Tigranokerta'nın zaptından sonra, gelebilenler geri geldiler." şeklindeki ifadeler tehcir uygulamalarının en erken tarihler içinde olanlarından bir tanesi olarak bilinir.   

Osmanlı Devlet sisteminde eyalet yapısından vilayet yapısına geçilince Trabzon sancağı dahilinde bulunan Gümüşhane Mutasarraflığı'nda 1893 yılındaki belgelere göre yapılan sayımda Ermeni toplumunun sayısı 1494 ve hiçbir zaman toplam nüfusun içindeki Ermeni nüfus oranı %2 yi geçmemiştir. O zaman ki sayımlarda sayımı yapan tahrir komisyonlarında bir de Osmanlı vatandaşı Ermeni bulundurulması zorunlu idi.

Aslında Osmanlıda dış güçlerin Ermeni sorununu ortaya çıkarması Berlin Anlaşması (13 Haziran 1878) olarak bilinen süreçten de önce 93 Harbi olarak bilinen (1877-1878) yıllarında 93 gün süren Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayestefanos Anlaşması'nda (3 Mart 1878) batılı devletlerin Osmanlının iç işlerine karışan maddeleri öne sürerek Osmanlıya kabul ettirmeleri ile başlamıştı. Bu süreç Ermeni İhtilal Komiteleri kurulması ve devlete karşı önce nümayiş sonrasında ise silahlı direniş şeklinde ortaya çıkan yer yer çatışmalar ile başlayacaktı. Nitekim 2 Ekim 1895 tarihinde Trabzon'da günümüzde şehrin adeta simgesi olan Uzun Sokak'ta kentin üst düzey yöneticilerine yapılan bir saldırı fitili ateşleyen ilk kıvılcım olmuş ve bu hareket Anadolu'da müteakip ve öncesinde vuku bulan isyanların bir devamı olarak göze çarpar.

DUMANLI KÖYÜ (SANTA) /GÜMÜŞHANE 

Bu olayın akabinde bir liman kenti olması dolayısıyla Trabzon kenti Ermenilerin üssü olacak şekilde Karadeniz'in iç kısımlarına silah sevkiyatında önemli bir merkez haline gelmeye başlamıştı. Nitekim Babıali'ye çekilen durum raporlarında özellikle günümüzde Santa olarak bilinen Dumanlı Köyü'nden silahlı kişilerin Gümüşhane'ye doğru ilerlemekte oldukları ve olayları Gümüşhane'ye taşımaları hedefi güttükleri bildirilmişti.

Gümüşhane'de olaylar 25 Ekim 1895 tarihinde bir jandarmanın zehirlenerek ölmesi ile doruğa ulaşmış ve çatışmalar başlamıştı. Sonuçta Trabzon'da olduğu gibi Gümüşhane'de de çatışmalar sonucunda çok sayıda bölgeye dışarıdan gelen isyancılardan ve bölge halkı ile hükümet tarafından kayıplar olmuş, kısa sürede ertesi gün bastırılan olaylara neden olan kişiler yakalanmış ve yağma sonucunda alınan mal ve mülkler devletçe sahiplerine iade edilmişti. Bu dönemde bir rapor yazan ve daha sonra da bu raporu kitaplaştırılan Hüseyin Nazım Paşa anılarında

'Ermenilerin 25 Ekim 1895 Cuma günü dükkanlarını açmadıklarını, aynı gün Bitlis'te de isyan ederek bir organize hareket içinde bulunduklarını, müslüman halkın üzerine ateş açıldığını, hükümet kuvvetlerinin bu durumu önlemeye çalıştığını, hatta Erzincan dolaylarından Gümüşhane'ye gelmekte olan bir askeri tabur üzerine de saldırı olduğunu' yazmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki Gümüşhane ili de 1915 yılına kadar Osmanlı'nın bazı diğer illerinde vuku bulan isyanlar gibi, jeomorfolojik özelliğinin sağladığı avantaj nedeniyle bölgeye dışarıdan gelen isyancı güçlerin de uğrak yeri olmuş, bu yönüyle Osmanlı Devleti sınırları içinde illegal olarak 8 Aralık 1882 tarihinde ilk kez başlayan Anavatan Müdafileri Olayı ve sonrasında tehcir kanunundan tam 10 sene önce 1905 yılında Osmanlı Padişahı'na kadar uzanacak suikast ile onlarca isyandan da nasibini alarak I. Dünya Savaşı'nın işgal sürecinde yaşanacak 27 Mayıs 1915 tarihinde 'tehcir' uygulaması olarak bilinen 'Sevk ve İskan Kanunu' na doğru tarihteki yerini alır.

ARKEOTEKNO

[1] Hüseyin Nazım Paşa, Hatıralarım, Ermeni Olaylarının İçyüzü, Selis Yayınları

[2] Trabzon'da Ermeni Faaliyetleri, Trabzon Belediyesi Kültür Yayınları, 2007

[3] Dedeyan, Ermeni Halkının Tarihi, Ayrıntı Yayınları, 2015

[4] http://www.milliyet.com.tr/galeri/gumushane-deki-ermeni-kilisesinde-ilginc-motifler-421254/1

[5] http://www.sosyalpaylar.com/g%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fhane_foto%C4%9Fraflar%C4%B1/eski_g%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fhane_siyah_beyaz_foto%C4%9Fraflar%C4%B1_5.html