Bu tartışmaların antik çağda kabul edilen evren merkezli modelden bugünkü güneş merkezli evren modelinin ortaya çıktığı Kopernik (1543) dönemine kadar hangi evrelerden geçtiği bu makalenin ana konusunu oluşturmaktadır.

 
Batı medeniyetinin dayandığı M.Ö 1200 yılından M.Ö 800 yılına kadar karanlık dönem olarak adlandırılan dönemin dışında ortaya çıkan ve gelişen felsefi görüşlerin 1543 yılında Kopernik' in bugünkü tanımıyla da bildiğimiz ve kullandığımız güneş merkezli evren modeli önermesi ile son bulmuştur.

 

Karanlık dönem dışındaki tartışmaların dayandığı ana konular evrenin nasıl ve kimler için yaratıldığı uzun bir felsefi tartışmayı izleyen bir gelişme göstermiştir.

 

Bunlardan bir tanesi de  insanı evrenin merkezi olduğu anlayışının kabul edildiği 'anthropocentric universe'  tanımıdır.

 

Platon ve Pisagor ilk kez  M.Ö.  4. yüzyılda kozmolojiyi mantıksal temellere oturtmuş iki düşünürdür. Bu erken çağ kozmolojik tanım temel olarak bu çağdan önce yaşamış Empedocles 'in düşünceleri temel alınarak şekillendirilmeye çalışılmıştır.

 

Temel olarak önerilen evrenin Toprak, Su, Ateş ve Hava dan oluşan elementler topluluğundan meydana gelmiş olduğudur. Bu dört element aynı zamanda sıcaklık/soğukluk ve kuruluk/yaşlık ile ikişer elementten oluşan kombinasyon ile Platon'un öğrencisi Aristo tarafından önerildiği şekilde evrenin ether olarak bütünlüğünü gerçekleştirmiş olduğudur. Ether aynı zamanda 5. element olarak  (quintessence=öz, cevher) terimi ile açıklanmaktaydı.

 

Aristo ile 5 e çıkan bu elementlerin kombinasyonu tüm evreni oluşturmaktaydı.

 

Bu görüşlere karşı olarak Platon'un çağdaşı olan Demokritos, evrenin atomlardan oluştuğu fikrini yaymaya başlamıştı. Demokritos, canlıların da atomlardan oluştuğu ve bu atomların canlıların yaşamında daha etken olarak büyüyüp, yaşlanıp ve sonunda öldükleri fikrini dillendirmekteydi. Bu fikirlerin temeli madde içindeki atomların ufalanarak toprağa dönüştüğü, daha sonra bu parçaların birleşerek bütünü oluşturduğu, bir ağacın yaprak ve tohumlarının tabiat içinde bir döngüye girerek yeniden toprakta filizlenerek ağacı oluşturduğu temeline dayanmaktaydı. 

 

Sokrates'in öğrencisi olan Platon ise bu adı almasına neden olan geniş omuzlu atletik yapısı ile Demokritos'un bu fikirlerine saçma olarak bakıyor ve O'ndan nefret eden bir kişilik olarak M.Ö 387 yılında Atinalı kahraman Akademos' un adına kurmuş olduğu Akademi'nin kapısına ' Geometri Bilmeyen bu kapıdan içeri giremez' şeklinde tahrik edici bir cümle yazmıştı.

 

Platon, bu cümlenin özünde yatan geometri biliminin atomların tanımlanmasına temel olduğu fikrini öne sürmüş ve atomların yapısını geometrik şekle benzerlik açısından tanımlamaya çalışarak M.Ö 335 de Timaeus adlı kitabını yazmıştır.

 

Platon, bu tanımlama içinde maddeyi tanımlayan hava, ateş, su ve toprağın  atomlarının şekillerini aşağıdaki şekillerde gösterildiği gibi özdeş düzgün çokgenlerden oluşan geometrik şekillerden oluştuğunu öne sürmüştür. 

 

       

 5_kat.jpg

Aslında bilgileri açısından sır saklama açısından ketum olan Pisagorcular tarafından bulunan atomları oluşturan bu 4 geometrik şekil, kağıt üzerinde Platon tarafından tanımlandığı için bugün bu şekilleri 'Platon Katıları' olarak bilmekteyiz.

  

Bunlardan

 

 

Küp " en hareketsiz olan ve şeklini en iyi muhafaza etmesi'  nedeniyle, TOPRAK, 

 

 

Tetrahedron , "en hareketli ve en keskin" görünüşü ile ATEŞ,

  

Octahedron "şişkin yüzlü olması ve hacmi " nedeniyle SU,

 

 

 Dodecahedron, "diğer şekilleri kapsayan ve çok yüzlüğün sonsuzluğu" temsili nedeniyle  HAVA,  

 

 

  olarak temel atomların şekilleri tanımlanmıştır.

  

 

  5kat1.jpg

 

AN1927.2727-31 Neolithic Carved Sandstone Balls, Copyright Ashmolean Museum, University of Oxford

 

Makedonyalı Aristo ise Platon'un en prestijli öğrencisi olarak 4 elemente  bir element daha katarak buna 'quintessence' ' öz, cevher' dedi ve yine Aristo'nun tanımıyla 2000 yıl batı ilmi üzerinde hakimiyet kuracak öncü bir tanım olarak yerleşecekti. Platonun bu modeli artık Aristo'nun eline geçmiş ve bunlara 'sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve yaşlık' gibi karşıtlıkları da ekleyerek yeni bir model ortaya çıkmıştı.

 5kat2.jpg

 

Platon' un bu yaklaşımları  evrenin merkezinde olan dünya modeline göre insan merkezli kozmolojinin başlangıcı olarak kabul edilmiş ve aşağıdaki kozmolojik yapı ortaya çıkmıştır.

 

 5kat3.jpg

 

 

Bu modele göre sıcak hava (ateş) gökyüzüne yükselerek (hava) yı ısıtır ve burada güneş oluşur. Daha sonra ise bu ısı dünyaya (toprak) dönerek yağmurların (su) oluşarak okyanusların oluşmasına yol açar.

 

Bütün planet yukarıda görüldüğü üzere dünya (toprak) etrafında döner buna geocentric teori denilir. Geocentric teori ise sonuç olarak 'anthropocentric universes' dediğimiz insan-dünya merkezli evren tanımını oluşturur.  

 

Ünlü gökbilimci Kepler, 1595 yılında Graz Üniversitesi'nde ders verirken Platon'un geometrik şekillerini 6 gezegenin hareketlerinin tanımlanması için kullanılabileceğine yönelik bir açıklama yaptı. Kepler' e göre bütün bu iki yüzlü geometrik şekiller ile gökyüzündeki gezegenlerin devinimleri (hareketleri) açıklanabiliyordu. On iki yüzlünün köşelerini tam olarak çevreleyen dairenin Mars gezegenin yörüngesine tekabül ettiğini, Jüpiter'in yörüngesi ile bir dört yüzlüyü çevreleyen daire yörüngesi, Satürn ile küp köşelerinden geçen daire yörüngesi, on iki yüzlünün içine Venüs yörüngesini çizen bir yirmi yüzlü ve onun içinde de bir sekiz yüzlü ile Merkür'ün yörüngesini oluşturabiliyordu. Hemen bir yıl sonra Kepler, kendi geometrik evrenini Mystrerium Cosmographicum (Kozmik Sır) adlı kitabında açıklıyordu.

 

 Ünlü ressam Raphael, 16. yüzyılın başlarında  ' Atina Okulu'  adlı tablosunda Platon ve Aristo'nun da yer aldığı Akademi adlı yapıtında bütün yukarıdaki tartışmaları betimlemiştir. Bu yapıt aşağıda görülmektedir. Burada resmin tam ortasında kırmızı pelerinli Platon elinde tuttuğu Timaeus ile Aristo ise hemen yanında mavi giysisi ile Nichomachen Ethics adlı eserini tutuyor. Hemen aralarında Pisagor, Epedokles, Sokrates, Batlamyus, ve morlar içindeki asık suratlı Heraklitos bulunmaktadır.

   

    5kat4.jpg

Atina Okulu

 

Resimdeki en önemli vurgu ise Aristo'nun nefret ettiği atomcu Demokritos'un kesinlikle resim içinde çizilmemiş olmasıdır. Atina Okulu'nun mirası olarak atom karşıtlığı 'usta böyle buyurdu' sözüne izafeten ' magister dixit' cümlesinin 19. yüzyılın başına kadar Hristiyan dünyasınca kabul edilen bir dönemin Aristo' ya karşı çıkmanın sakıncalı olduğu dönemlere rast gelmesi açısından oldukça değerlidir.  

 

ARKEOTEKNO