Madde içindeki ruhun incelenmesinin antik çağa kadar uzanan bir geçmiş

Canlı ve cansız varlıklar arasındaki benzerlikler madde içindeki ruhun (töz, cevher) incelenmesinin antik çağa kadar uzanan bir geçmişi vardır. Madde, ruh ve ruhun yöneticisi olan beyin arasındaki ilişkinin kurulması günümüzde dahi birçok soruyu cevapsız bırakırken madde ilk kez  Empedokles ( MÖ 492–432) tarafından her birine ‘root’ adı verilen klasik elementler’ adı altında  ‘toprak, su, hava ve ateş’ olarak evrenin  temel tanımları içinde yer almıştır. ‘Root’ların her biri astrolojik olarak dörde bölünen 12 adet burcun içindeki her 3 adet burca karşılık gelen mantıksal bir anlam taşımaktaydı.

  

ELEMENT ADI

KARŞILIK GELDİĞİ BURÇ KÜMESİ

TOPRAK

OĞLAK, BAŞAK, BOĞA

SU

YENGEÇ, AKREP, BALIK

HAVA

KOVA, TERAZİ, İKİZLER

ATEŞ

KOÇ, ASLAN, YAY

 

 

Beşinci element olarak ise cevher ( Latince quintessence) tanımlanmıştır.  Cevher toplumların oluşumunda etken olan fizik ve sosyolojik yönelimlerin de temelini teşkil edecek bir seçim olarak örneğin Japon ulusunun yaşam tarzına esas olan ‘çalışkanlık ve disiplinlilik kavramları onların beşinci element olarak Budist Düşüncenin temeli olan ‘Void’ i seçmelerinin neden olduğu söylenebilir. Çünkü Budizm felsefesinde en yüksek hakikat olarak tanımlanan Shunyata, boşluk anlamında kullanılan void’ olarak tanımlanır ki bu da dünyadaki bolluğun geçici olduğunun bir kanıtıdır. Japonların geleneksel olarak insan mizacının temeli olan ‘vicdan’ unsurunu da element olarak kabul etmesi onların günümüzdeki toplum yaşamları içinde birbirlerine olan saygınlıklarının bir ölçütü olarak yüzyıllar boyunca süregelen tradisyonel  özellikleri olmuştur.

Eski Grek kültüründe eter ve fikir in beşinci element olarak tanımlanması Yunanlı filozofların bilime yapmış oldukları katkıyı gösteren toplum olmalarının bir nişanesi olarak gösterilebilir. Sonuç olarak beşinci element evreni oluşturan bing-bang dan hemen sonra maddenin oluşumundan hemen önce ortaya çıkan kuark-gluon parçacıklarının insan beynindeki hücrelerin en yüksek titreşim (hareket) modundaki yüksek frekanslı ışınlara tekabül eden cevherin vicdan, fikir, çalışkanlık ve disiplinli olmasını gerektiren davranış modellerini ortaya koyar.

Antik çağ kenti  Milet’te (Aydın ili) dünyanın kabul edilen ilk bilim adamı Thales, yüzyıllar önce Menderes ırmağının alüvyonlarla henüz doldurmadığı ovanın Akdeniz’ in suyu ile dolu olması dolayısıyla yaşamı oluşturan ilk maddenin su’ olduğunu kabul etmişti. Thales’in öğrencisi Anaksimenes ise yaşamı oluşturan ana maddenin sudan daha fazla olan dünyayı kaplayan havaolduğunu kabul etmişti. Bu kabulün temelinde suyun buharlaşarak havaya karışma özelliğine sahip olmasıydı. Heraklitos ise tüm kozmosu oluşturan kaynağın ‘ateş’ olduğunu şair Ksenophanes ise dağlardaki deniz fosillerini gerekçe göstererek dünyayı oluşturan 4. Maddenin ‘toprak’ olduğunu kabul etmişti.

Maddenin temeli olan ‘element’ kavramını ise ilk kullanan düşünür Platon, bu görüşlere karşın standart elementler olarak kabul edilen toprak, su, hava ve ateşi kabul etmeyip geleneksel kabullere karşı çıkarak maddenin en küçük yapıtaşının ‘atomizm’ olduğunu ilk kez ortaya attı. Bu fikirlerine karşı olanları eleştirirken ise;

‘onlar toprak, su, hava ve ateşin varlığını akla ve maharete değil, doğaya ve şansa bağlıyorlar. Onlara göre bunlardan sonra gelen cisimler olarak Dünya, Güneş, Ay ve yıldızlar, ruhtan yoksun bu varlıklardan dolayı vücuda gelmiş. Şans tarafından, sahip olduğu kuvvete bağlı olarak devindirilen her varlık, bir yolunu bulup uygun ve uyumlu bir şekilde bir araya gelmiş; sıcağın soğukla, yaşın kuruyla, sertin yumuşakla birleşmesi gibi zıtların birliği şansa bağlı olarak ortaya çıkmış. Gökyüzü ve ona ait olan her şey de aynı şekilde oluşmuş. Bu şeylerden yaratılan bütün bitki ve hayvanlar, bütün mevsimler, bir tanrı ya da bir usta tarafından akılla değil, dediğimiz gibi, doğa tarafından şans eseri yaratılmıştır.’

Şeklinde yorum yapmış ve söz konusu 4 ana elementin temel olarak Isosceles (İkizkenar üçgen) ve Scalene (kenar uzunlukları farklı olan üçgen) adını verdiği üçgenlerle izah etmiştir.

 

DUN_1.pngDUN_2.jpg

Böylece Pisagor’dan bu yana makrokozmosu oluşturan 5 elementin tasvir edildiği pentagramı sayılarla tanımlayan felsefe yorumları ilk kez geometrik şekillerle izah edilerek her iki üçgenin belirli sayılarda bir araya getirilmesi ile oluşturulan geometrik şekillerden küp ile toprak, tetrahedron ile ateş, octahedron ile su ve eikosahedronlar ile hava tanımlandı.

 

ELEMENT

SEMBOL

KATI AÇI

 (STERADYAN)

SEMBOLÜN ÖZELLİĞİ

Toprak

Küp

1.570

Ele alındığında ufalanabilir yapı, kırılgan ve yüzebilirliği

Su

Octahedron

1.35935

Ele alındığında kaygan özelliği dolayısı ile

Hava

Eikosahedron

2.63455

En yüksek açı, genişlemeye uygunluk

Ateş

Tetrahedron

0.551286

Keskin kenar ve hemen hissedilebilirliği

 

Dört ana elemente karşılık gelen her bir geometrik şekil katı açı (steradyan) değeri ile ilintili olarak, her bir geometrik şeklin uzayda benzeşimsel olarak kapsadığı r2 alanını gören (m) açısı bir steradyan olarak hesaplandı ve eikosahedron’ un en yüksek katı açıya sahip olması nedeniyle en fazla alan kaplayan uzaydaki havayı temsil etmesi kabul gördü. Her bir yüzünde 20 adet ikizkenar üçgenin oluşturduğu beşgenlerin oluşturduğu eikosahedronun (Eikosi: Yunancada 20, Hedron ise koltuk anlamına gelmektedir) bir köşegeninin herhangi bir kenarına oranı da her zaman kutsal rakam olan altın oran olarak bilinen 1,618034 a eşitti. Altın oran yukarıdaki eikosahedronda bulunan toplam 20 adet üçgenin oluşturduğu pentagonların (5 köşeli şekil) köşelerinden geçen bir diyagonalin uzunluğunun bir kenarına oranı her zaman altın orana eşit olarak tanımlandı. Altın Oran daha sonra mimaride, resim sanatında, müzikte ve diğer sanat dallarında kısaca görselliğin ön plana alındığı bütün eserlere uygulandı.


İlkçağ felsefecilerinin 2500 yıl önce Demokritos ile başlayan maddenin bölünemeyen en küçük birimi olan ‘atom’ tanımı modeli, daha sonra standart elementler olarak toprak, su, hava ve ateş olarak kabul edilmesiyle devam ettiğini görüyoruz. Sonuç olarak filozof Platon, bölünemez olarak tanımlanan bu dört standart elementin geometrik özellikli şekillerin parçalanması ile elde edilen küçük nesnelere ayrılabilmesi ve orantılanabilmesini önererek bugünkü maddenin en küçük yapıtaşı olacak olan atomizm fikrinin temellerini atmış oldu.

Aristo maddenin atomik yapısına itiraz ederek Platon ve atomcuların görüşlerini red ederek maddenin küçük ve parçacıklar şeklindeki yapısına inanmadı ve klasik 4 element yapısını daha da ileriye taşıyıp maddenin niteliksel bir yapıda olduğunu söylemiş ve sıcak, soğuk, ıslak ve kuru özelliklerini bu yapıya ilave etmiştir. 

Aristo’nun elementler ve doğal konuma ilişkin bu teorisi 17. yüzyıl başına kadar benimsenmiştir. Ateşin de madde olduğu fikri ise 19. yüzyıla kadar kabul görmüştür. Bu yüzyıllara kadar Aristo’dan büyük usta olarak bahsedilir ve O’nun söylediği her kural ‘magister dixit’ yani ‘usta öyle söyledi’ şeklinde batı toplumlarında kesinlikle doğru olarak kabul edilirdi.

 

ARKEOTEKNO