İSTANBUL BOĞAZI'NDAKİ NEOLİTİK BULUNTULARIN ARKEOLOJİK KÖKENLERİ

S. Vedat Karaarslan 

 

M.Ö 12.500 e kadar bugünkü Karadeniz, boğazlar üzerinden Ege ve Akdeniz'e çıkışı olmayan bir tatlı su gölüdür. İstanbul Boğazı antik Karadeniz sularının Ege Denizi'ne oradan da Akdeniz'e boşaldığı minik bir su yolu idi.Buzul çağı erimesi tarihi olan M.Ö 12.500 e kadar bugünkü Karadeniz, boğazlar üzerinden Ege ve Akdeniz'e çıkışı olmayan bir tatlı su gölüdür. 

 

Kuzey Buzullarının erimeye başladığı M.Ö.12.500 den itibaren Geç Neolitik (M. Ö. 5700 - 5600) Çağ'da denizlerin yükselmesinden hemen sonra bu minik su yolu üzerinden sular bu kez tersine Ege-Marmara üzerinden bu kez Karadeniz' e akmaya ve gölü doldurmaya başlar...Günümüzde İstanbul ve Çanakkale Boğazlarındaki aşağı ve yukarı iki yönlü akıntıların nedeni bu jeolojik olaylar sonucu ortaya çıkmıştır...

 

Bu arada şist ve kumtaşı olduğu jeologlarca ispatlanan ve dip çökellerinde 7500 yıldan daha eski olmayan mikro-fosiller olduğu bilimsel olarak da kanıtlanan tatlı ve tuzlu suların karıştığı bir alan olarak bugünkü İstanbul Boğazı bölgesi, çökerek aynı akibete uğrayan Çanakkale boğazı üzerinden Marmara' ya dolan su, Karadeniz' e akarak önceden bir tatlı su gölü olan Karadeniz'i açık deniz hale getirir. Karadeniz Gölü'nün etrafındaki su yükseltilerin sonucunda bu şekilde genişlemesi dağların denize dik olarak denizin içinde de ilerlemesini ortaya çıkaracak bir jeolojik gelişmeyi ve etrafında yükselen sulardan dolayı eskiden bu yana yerleşim olmamasına bağlanabilirse de Proto-Hint Avrupalılar, Çizgili Çanak Çömlekçiler, Vincalar, Hamangianlar ve Danilo Hvar gibi toplulukların bu değişiklikten sonra Avrupa içlerine göç etmiş olmaları nedeniyle Karadeniz 'de suyun altında kalmış eserlerinin olabileceği arkeolojik yönden her zaman düşünülmelidir...

 

Karadeniz' de su yükseltileri altında kalan dağlar burada yüzmenin zor olması sonucunu doğurmuş, denizin hırçınlığını ise eski bir kapalı göl olmasının akabinde açık denizler ile birleşen Karadeniz' deki 'su' yun isyanı olarak değerlendirebiliriz.

 

 

İstanbul Boğazı'nda metro istasyon inşaatında tarih öncesi olarak nitelendirilen neolitik döneme ait kalıntılara rastlandığına dair haberler sürekli basında çıkar. Bu arkeolojik keşiflerin nedeni yukarıdaki değerlendirilmeler göz önüne alınarak yapılmalıdır. Aşağıdaki linkte verilen böyle bir haber de aynı görüşleri ifade etmektedir.  

 

http://www.hurriyet.com.tr/bogazda-tarihi-kesif-40552522

 

Bütün bunlardan dolayı yukarıdaki linkteki haberin belki yeni bir arkeolojik buluntu olarak değerlendirilmesi mümkün ama İstanbul Boğazı'nın Neolitik Çağ ile ilişkisinin yukarıdaki açıklama ve değerlendirmeler kapsamında bir arkeolojik keşif olarak daha detaylı olarak düşünülmesi gerekir...

 

ARKEOTEKNO