HOVHANNES KATCHAZNOUNİ RAPORU

S. Vedat Karaarslan Arkeolog- Elektronik Mühendisi (MSc.)

Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Harbi’ndeki yaşadığımız günlerin özeti 26 Nisan 1915 tarihinde bir yandan batıda Çanakkale Savaşları’nda belirlenirken diğer yandan 24 Nisan 1915 tarihinde Dâhiliye Nazırı Talat Bey’in valilik ve mutasarrıflıklara gönderdiği ‘acele ve gizli’ telgrafından da anlaşılabiliyordu.

Yine her zaman gibi Türkler aleyhine bir karalama kampanyasına başlanacağını söyleyen Talat Bey ‘Bütün Ermeni komite merkezlerinin kapatılarak evraklarına el konulmasını ve tutuklanmalarını’ yazdırarak bütün resmi görüşme ve yazışmalara rağmen işgal güçlerine yardımcı olmayı, onlarla birlikte Osmanlı kuvvetlerine karşı savaşmayı sürdüren ve 1915 yılından neredeyse 100 seneyi aşkın süredir devam etmekte olan Ermeni isyanlarının önüne geçmek istemekteydi.  

Bu durumu  Amerikalı Arthur Tremaine Chester’in ‘İhanetten Dolayı Ermeni Sürgünü’ adlı makalesinde ‘Türklerin Rus sınırına ordu gönderdiğini, bu ordunun içinde tıpkı bizim Amerika’da yaptığımız askere aldığımız gibi Türk vatandaşı olan çeşitli milletlerden askerler olduğunu, ancak Ermenilerin cepheyi terk ettiklerini, bununla da yetinmeyerek cephenin ve Ordunun arkasındaki vilayetlerde yaşayan Ermeniler de isyan ve ayaklanma yaparak Ruslar karşısından yenileceklerini düşündükleri Os­manlı’yı arkadan vurmaya çalıştıklarını ifade etmiştir. İçinde tek bir Erme­ni ve ‘tehcir’ kelimesi geçmeyen kanunun uygulanmasını Chester, kendi ülkesi ile ilgili bir örnek vererek Meksika sınırına gönderilecek Amerikan Ordusu’nda isyan ederek kaçacak asker zencilere (kendi ifadesi) ve geride kalacak zenci ailelerin böyle bir ihanet içinde olmaları durumunda hüküme­tin nasıl davranacağını sormuştur.  

Diğer yandan aynı günlerde Osmanlı’nın üzerine Anadolu’nun batısında çullanan İtilaf Devletleri Çanakkale’de Kumkale köyüne kara harekâtına başlamış, İngilizlerin Doğu Akdeniz Kuvvetleri Başkomutanı Hamilton Seddülbahir’e çıkarma yapılacağını Fransız kuvvetlerine bildirmiş, Hint Tugayı’nın Mısır’dan Bozcaada önlerine ulaşması, Queen Elisabeth zırhlısının sürekli kıyıları bombalaması, Harapkale Tepesi’nin İngilizlerin eline geçmesi ve 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in ‘Diyebilirim ki benim için en kritik durum 26 Nisan günüdür’ diyerek önemsediği Çanakkale Savaşları büyük bir hızı ile devam etmekteydi.

Osmanlı Türkleri bu kez bir yandan batı diğer yandan doğu cephesinde bu olayları yaşarken Rumeli’ni terk ettikten sonra şimdi de Anadolu’dan çıkarılma hesapları içinde Türklerin Orta Asya’ya gönderilmesi fikri yatmaktaydı.   

O halde 24 Nisan 1915 i hatırlamak için sadece ‘tehcir’ ile olanları değil Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşları (1912-1913) ve nihayet 1915 yılındaki Türkleri Anadolu’dan atmak için harekete geçen I. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletlerinin başlattıkları ve Osmanlı Devleti içindeki azınlık Osmanlı vatandaşlarına verdikleri sözler ile birlikte Türklerin akıbetini belirleyecek bu savaşlarının sonuçları ve yapılan anlaşmalar belirleyecekti.

Bütün bu yaşananların sonunda Rus Yazar Veliçko, ‘Ermeniler Osmanlı güvenlik güçlerini kışkırta­rak bilinçli olarak kan dökülmesine neden olmuş, İngiliz diplomatlar da olayların yaygınlaşması için çaba harca­mışlardı’ derken Ermenistan’ın Taşnakutsutyun Partisinden birinci başbakanı Hovhannes Katchaznouni ’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan bir kurultaya sunmuş olduğu "The Armenian Revolutionary Federation (Dashnagtzoutiun) has Nothing to do Anymore", Almanca "Für Daschnakzutyun gibt es nichts mehr zu tun" başlıklı raporunda:

Gönüllü silahlı birliklerin oluşturulması hataydı. Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı. Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı. Tehcir kararı amacına uygundu. Türkiye savunma içgüdüsü ile hareket etmişti. İngiliz işgali Taşnakların umutlarını yeniden ka­bartmıştı. Ermenistan’da Taşnak diktatörlüğü kurmuşlar­dı. Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı. Müslüman nüfusu katletmişlerdi. Ermeni terör eylemleri batı kamuo­yunu kullanmaya yönelikti. Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı. Taşnak partisinin yapacak bir şeyi yoktu, intihar etmeliydi.

şeklindeki itirafları bütün bu yaşananların özeti gibiydi.

Şimdi bu raporun detaylarına bakalım…

Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti'nin iki buçuk yıllık varlığı boyunca dört başbakanı ve yedi kabine görev yapmıştı. Hovhannes Katchaznouni, İçişleri Bakanı A. Manoogian, Dışişleri Bakanı A. Khatissian, Savaş Bakanı A. Hakhverdian ve Maliye Bakanı K. Gardjigian'ın görev yaptığı birinci kabinenin başbakanı olarak görev yapmıştı.

Hovhannes Katchaznouni’nin bu raporu kitap olarak  Ermenice Mihitarian Press tarafından 1923 yılında Viyana'da yayınlanmıştı. İngilizce versiyonu ise 1955 yılında New York'ta Armenian Information Service tarafından yayınlanmıştı. Metnin orijinalinden bu çeviriler Matthew A Callender tarafından çevrilmiş ve John Roy Carlson (Arthur A. Derounian) tarafından düzenlenmiştir.

Konferansta sunulan rapora karşın sorulan soruların sadece Taşnak (Taşnak) Partisi üyeleri için değil, diğer Ermeniler için de ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulacağını bilen Hovhannes Katchaznouni, bu manifestoyu yayınlamanın bir görevi olduğunu düşünerek Ermenilerin Osmanlı Devleti içindeki durumunu son derece açıklayıcı olarak izah etmişti.

İngilizce baskısının ‘giriş’ kısmında kitabın editörü  "tarihsel gerçekler sonsuza dek yıkılamaz" ve Taşnak propagandacıların gerçekleri çarpıtmaya ve gömmeye ve Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti'nin başarısızlığını yüceltmeye çalışsalar da, hakikatin eninde sonunda olmalı" ifadeleri yer almaktadır. İngilizce versiyonda kitap Katchaznouni'nin Taşnaklar ile ilgili sözleri ve daha sonra kendi fikirlerinin açıklanması ile devam eder. Bu eser Taşnak tarihinin temelini teşkil etmesi açısından son derece önemli bir belgedir.

Katchaznouni, Sözleşme'de tartıştığı konuların başında “kasıtlı ve ciddi bir değerlendirme” olarak verdiği bilgiler, Taşnak Partisi üyelerinden ‘meselelere açık fikirli yaklaşmalarını isteyerek’ Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcından Lozan Konferansı'na kadar kısa bir yorum yapmış ve kurulan Ermeni çetelerinin tavırlarını şu sözlerle formüle etmişti.

‘Türkiye'nin henüz savaşa girmediği ancak hazırlıklarını yaptığı 1914 sonbaharının başında Transkafkasya'da büyük bir şevkle ve özellikle de büyük gürültüyle Ermeni devrimci çeteleri kurulmaya başlandı . Sadece birkaç hafta önce Erzurum'da yaptıkları genel toplantıda alınan kararın aksine, ARF (Armenian Revolutionary Federation) grupların oluşumuna ve Türkiye'ye karşı gelecekteki askeri harekata aktif olarak katıldı.

‘Transkafkasya ARF grubunun ajanları, çok ciddi sonuçlarla dolu böylesine ağır bir girişimde, Parti Genel Kurulu'nun iradesine karşı, bizim üst otoritemizin iradesine karşı hareket ettiler. 1914 Sonbaharında Ermeni gönüllü grupları kendilerini örgütlediler (tehcirden önce)  ve Türklere karşı savaştılar. Çünkü örgüt haline gelmekten ve savaşmaktan kaçınmadılar. Bu, Ermeni halkının bütün bir nesil boyunca kendisini beslediği bir psikolojinin kaçınılmaz bir sonucuydu. Bu zihniyet ifadesini bulmalıydı ve öyle de yapmalıydı.

Katchaznouni, "çete oluşumunun yanlış olduğuna" ve Ermenilerin bu harekete büyük ölçüde katıldığına, "Parti Genel Kurulu'nun kararına ve iradesine aykırı" olduğuna inanıyor ve ‘Ermenilerin’ Rusya'yı hiçbir pişmanlık duymadan yürekten kucakladığını yazmıştı.

Şöyle devam eder. ‘Zihnimizde yoğun bir yanılsama atmosferi yaratmıştık. Başkalarının zihinlerine kendi arzularımızı yerleştirmiştik; gerçeklik duygumuzu yitirmiştik ve hayallere kapılmıştık. Kafkasya’nın bölge sorumlusu General Vorontzov-Dashkov ile Ecmiedzin’deki Ermeni Katolikosu arasındaki yazışmalara (Ağustos1914’te Ecmiedzin’deki Ermeni Katolikosu Kafkasya’nın bölge sorumlusu General Vorontsov-Daşkov’a hitaben şunları yazıyordu: O İstanbul patriğinden ve Ermeni milli şurasından aldığı bilgiye göre Osmanlı hükümetinin yapacağı ıslahatların sağlam esaslara dayanmadığını, İmparatora benim ve bütün Rusya’daki Ermeni dindaşlarımın Osmanlı’daki Ermenilerin de kendilerine sadık olduğunu iletmesini ve Osmanlı Ermenilerini savunmasını rica etti.) dikkat çekmişti.

Katchaznouni, ‘Ermeni halkının yeteneğini abarttıklarını bunun Ermenilerin Ruslara verdikleri destek olarak siyasi güç ve askeri güç olarak anlaşılmasını’ ifade ederek ‘Ve çok mütevazı değerimizi ve erdemimiz ile birlikte umutlarımızı ve beklentilerimizi de abartıyorduk’ diyordu. Taşnak davasının ‘ tesadüfi ve Ruslar için önemsiz bir aşama olduğu’ ve savaşın odağında ve ağırlık merkezinde sanki ‘Ermeniler varmış gibi sonuçlara vararak ‘Rusların (Osmanlı topraklarında) ilerlerken bilinçaltımızın derinliklerinden bizi kurtarmaya geldiklerini söylerdik.'

Katchaznouni bu görüşlerine ilaveten Ermeni ‘ulusal psikolojisi’nin talihsizliğinin ana nedenlerinden birinin hep ‘dış nedenler’ de olması olarak düşünüldüğünü Rusların (daha sonra da Fransızlar, Amerikalılar, İngilizler, Gürcüler, Bolşevik) kendilerine kötü davranmalarını manevi olarak aynı inanç içinde olduklarından dolayı ‘teselli’ de aramak olduğunu söylüyordu.

Kurulan Ermenistan Cumhuriyeti toprakları eskiden Çarlık Rus İmparatorluğu'nun sınır bölgelerinden biri olan Transkafkasya'nın bir parçasıydı. Rus Devrimi'nin 1917 yılında başlamasının ardından geçici Kerenski Hükümeti, Ermenistan’ın bugünkü toprakları üzerinde Transkafkasya Komiserliği adında özel bir idari yapı kurmuştu. Bolşevikler Kerenski hükümetini devirdiğinde, bu komiserlik 28 Kasım 1917 tarihinde bölgede  en yüksek otorite olduğunu ilan etti . Seimveya Transkafkasya yasama meclisi Şubat 1918 tarihinde (Rusların Doğu Karadeniz Bölgesinden çekilmesinin akabinde)  Tiflis'te toplandı ve komiserliğin istifasını kabul ederek yerine geçici bir hükümet kurdu. Transkafkasya Federal Demokratik Cumhuriyeti ise 22 Nisan 1918 tarihinde kuruldu. Transkafkasya'nın üç ana halkı Azeriler, Gürcüler ve Ermenilerdi. Ancak bu Federal cumhuriyet yaklaşık beş hafta sürdü ve 26 Mayıs 1918 tarihinde feshedildi. Gürcistan aynı gün bağımsızlığını ilan etti ve bunu iki gün sonra Azerbaycan ve Ermenistan izledi. Türkiye ile Transkafkasya Cumhuriyetleri arasında 4 Haziran 1918'de Batum Antlaşması imzaladı.

Ermenistan, cumhuriyetçi bir yönetim biçimine dayanıyordu. Seçilmiş bir Parlamento ve Kabine olan bir yürütme kolundan oluşan bir yasal şubesi vardı. Yetkileri kısmen Parlamento, kısmen de Bakanlar Kurulu tarafından kullanılan bir Başkanı yoktu. Egemenlik, dört siyasi partinin temsilcilerinden oluşan bir meclisin 80 üyeli bir Parlamentosunda temsil ediliyordu. Seçimlerde oy verme direkt olarak seçilecek kişiye verilir ve gizliydi ve seçimler nispi temsil sistemine dayanıyordu. Kabine sekiz bakandan oluşuyordu. Parlamento tarafından seçilen Başbakan hükümetin başındaydı. Bakanları belirledi, ancak onları, bir bütün olarak Kabine'nin sorumlu olduğu Parlamento'nun onayına sunardı.

Katchaznouni ise kitabında ‘ Ermenistan’daki siyasi yapının bu olmasına rağmen gerçeğin bunun tam tersi olduğunu’ ancak aynı Katchaznouni, 28 Ekim 1919 tarihli Birleşik Devletler Hükümetine yönelik bir Memorandum'da Ermenistan Cumhuriyeti'ni bir demokrasi olarak tanımlamıştı

Buna rağmen kitabın ilerleyen bölümlerinde;

‘Uygulamada, partimiz kendisine, denetime, yasama organına ve hükümete tabi olma eğilimindeydi. Açık bir diktatörlük ilan edecek cesaretimiz ve kabiliyetimiz yoktu. Parlamento yoktu; içeriği olmayan boş bir formdu devletin sorunları kapalı kapılar ardında tartışılıyor ve çözülüyordu.  Gerçekte bir parlamento fraksiyonu bile yoktu, çünkü Taşnak Bürosu'nun çok sıkı denetimindeydi ve emirlerini yerine getirir. Hükümet de yoktu. Bu da Büro'nun konusuydu; eyaletteki Büro için bir tür yürütme organıydı.’

Bağımsız Ermenistan Cumhuriyeti Parlamentosu 1 Ağustos 1919'da açıldı. Halk temsilcilerinden oluşan bir yapıya benziyordu. Katchaznouni şöyle yazıyor: ‘Muhalefet edecek bir parti yoktu. Parlamento değil, bir Parlamento karikatüründen ibaretti. Parti Bürosu, ‘parlamentoyu kendi diktatörlük kuralıyla değiştirdi.’

A. Khadissian başkanlığındaki beşinci kabine istifa etmiş ve parti Büro'nun emriyle H. Ohanchanian başkanlığında altıncısı oluşturulmuştu. İkincisi, süresiz olarak ertelenen, bakanlar listesini Parlamento'ya sunudu. Katchaznouni durumu şöyle özetliyor: ‘Ermeni Parlamentosu, Taşnaktzoutiun'a - Büro'ya diktatörce bir hükümet vermişti’

Ermeniler ile Türkler arasındaki savaş 1920 sonbaharında başladı. Artık 1918 yılının ezilmiş Türkiye'si yoktu. Atatürk'ün İngiliz biyografi yazarı şöyle yazıyor: ‘Mustafa Kemâl'in, dış politikası genişlemeye değil, sınırların geri çekilmesine dayanıyordu. Bu gerçekçi ruhla ülkesini yeniden canlandırdı, eski, genişleyen Osmanlı İmparatorluğu'nu kompakt yeni bir Türkiye Cumhuriyeti'ne dönüştürdü’ Türkler Ankara'da temsili bir hükümet kurdular, aynı zamanda Taşnaklar Kafkasya'da da aynısını yapmaya çalışıyorlardı. Ankara deneyi birçok yönden bir yenilikti. Temsili hükümet ve cumhuriyet fikri Mustafa Kemâl'in zihninde her zaman mevcuttu. İkinci anayasal rejim (1908) kadar erken bir tarihte, Sultanlığı ortadan kaldırmaya inanıyordu. Selanik'te (doğduğu yer) ve daha sonra Halep'te (Suriye) görevdeyken, cumhuriyetçi bir hükümet biçimi kurmanın korkunç gerekliliğine dair ilk ifadelerini ortaya koyan görüşlere sahipti.

Birinci Dünya Savaşı'nın sonundaki şartlar düşünüldüğünde, yeni parçalanan Osmanlı İmparatorluğu'nun tek alternatifi, milli egemenliğe dayanan bağımsız bir Türk devleti gibi görünüyordu. Eski başkent işgal edildi, İttihat ve Terakki'nin eski üyeleri kaçtı ve Sultan güçsüzdü. Yeni bir hükümet kurulmalıydı; görevi, genel olarak halkın aktif desteğini gerektiriyordu ve başarı ulusun mücadeleye katılımına bağlıydı. Teorik değerlendirmelerin dışında, cumhuriyetçilik tek pratik alternatif gibi görünüyordu. Yeni Ankara hükümeti, 29 Ekim 1923'teki resmi açıklamadan önce bile cumhuriyet rejimine dayanıyordu.

Ankara'da yeni kurulan hükümette, TBMM'den daha yüksek bir otorite yoktu, herhangi bir üyesi, sadece hükümet üyelerini değil, Mustafa Kemâl'i de - hatta taktik askeri hamlelerinde bile soru sorup çapraz sorgulayabiliyordu. Bu dikkat çekme hakkı, bu kararlı sorgulama, bu ciddi inandırıcılık salt teori değildi; tartışma ve inceleme, en kritik saatlerde bile günün kuralıydı. Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan Mustafa Kemâl, meclis salonundan düşman topçularının gürültüsünün duyulduğu en ufak detayda bile sorulara cevap veriyordu.

Ermenistan'ın ilk Başbakanı Katchaznouni Türkiye ile ilgili anılarına ise raporunda şöyle açıklıyordu:

‘Bizimle savaş kaçınılmazdı. Savaştan kaçmak için yapmamız gereken her şeyi yapmamıştık. Türklerle barışçıl bir dil kullanmalıydık. Türklerin gerçek gücü hakkında hiçbir bilgimiz yoktu ve kendimize güveniyorduk. Bu temel hataydı.

Savaştan korkmuyorduk çünkü kazanabileceğimizi düşünüyorduk. Çatışmalar başladığında Türkler, buluşup görüşmemizi önerdiler. Biz bunu yapmadık ve onlara meydan okuduk. Ordumuz iyi besleniyor, iyi silahlanmıştı ve teçhizatları, giyimi kuşamı çok iyiydi ama savaşamadı. Birlikler sürekli olarak geri çekiliyor ve mevzilerini terk ediyorlardı; köylere dağıldılar. Ordumuz, iç çekişmeler, anlamsız yıkım ve cezasız [devam eden] yağma döneminde moralini bozdu. Morali bozuk ve yorgundu. Özellikle Büro hükümeti tarafından teşvik edilen seyyar askeri birlik sistemi, askeri örgütün bütünlüğünü yok ediyordu.

Ermeniler daha iyi malzeme ve desteğe sahip olmalarına rağmen kaybettiler. Ermeni siyasetçiler ve yazarlar yıllarca Osmanlı Hükümeti'ni Ermenilere askerlik hizmetini zorunlu kılmadığı için eleştirmiş olsalar da Ermenistan Cumhuriyeti ordusunda Müslüman yoktu. Ve ilerleyen Türkler yalnızca düzenli askerlere karşı savaştılar; savaşı sivil halka yönlendirmediler. Kars'taki Amerikan Bölge Komutanı Edward Fox, ABD'nin İstanbul'daki Yüksek Komiseri Amiral Bristol'a gönderdiği 31 Ekim 1920 tarihli telgrafta, Amerikalıların Ermeni çocuklara bakma çalışmalarını eskisi gibi sürdürdüklerini ancak Ermeni katliamları nedeniyle öksüz kalan binlerce Türk çocuğuna ise bakmadıklarını ifade etmişti.

Kâzim Karabekir Paşa orduları 2 Kasım 1920 tarihinde Gümrü'ye (Alexandropol, şimdiki adıyla Leninakan) ulaştığında büro hükümeti istifasını sundu. Eş zamanlı olarak, birkaç saat içinde, emekli Başbakan başkanlığındaki bir Taşnak heyeti Sovyetlerle görüşürken, eski bir Başbakan başkanlığındaki bir başka Taşnak heyeti Türklerle müzakere etti. Simon Vratzian başkanlığında bir hükümet kuruldu.

Türklerle yapılan görüşmeler sonucunda 2 Aralık 1920 Gümrü Antlaşması imzalandı. Türk ve Ermeni hükümetlerinin, ‘düşmanlıklara son vermek ve bir anlaşma zemini bulmak amacıyla, gerçeklerin incelenmesi için’ Türkler adına Kâzim Karabekir Paşa (Doğu Cephesi Komutanı) ve Ermeniler adına Alexander Khadissian (Başbakan) arasında görüşmeler yapıldı.

Tartışmalar şu anlaşmayla sonuçlandı: Türkiye ile Ermenistan Cumhuriyeti arasındaki savaş  durumuna son verilecekti. Türkiye ile Ermenistan arasında sınır oluşturuldu. Türkiye için belirlenen topraklar  "reddedilemez tarihi, etnik ve yasal haklarla" böyle kalacaktı . İki taraf, Birinci Dünya Savaşı sırasında düşman ordusunun yanına gidenler ve işgal altındaki bölgeleri geçip katliamlara katılanlar dışında, mültecilerin eski sınırlardan geri dönmesi konusunda anlaştılar. Antlaşmanın onaylanmasından sonra bir yıl içinde geri dönmeyen mültecilerin bu iddialar dikkate alınmayacaktır. İki taraf, ‘tazminat talep etme haklarından feragat etmeyi kabul etti’.Böylece tazminat için kapıları sonsuza kadar kapatmışlardı. Tazminatın iptali, Türkiye'nin Ermenistan'a karşı yürütmek zorunda kaldığı savaşın aciliyeti nedeniyle iki yıl boyunca uğradığı büyük masrafları da içeriyordu. Erivan Hükümeti Sevr Antlaşması'nı hükümsüz ve hükümsüz ilan etti. "Emperyalist ülkelerin elinde alet olmuş delegasyonları" geri çağırma ve emperyalist hedeflerin peşinde olan bu tür adamlardan uzak durma sözü verdi. »Ermenistan, Türkiye ile ilişkili veya Türk çıkarlarına zarar veren herhangi bir ülke ile Ermenistan Cumhuriyeti tarafından imzalanan tüm anlaşmaları geçersiz saymayı kabul etti.

Peki, ‘Bolşeviklerle Türkler arasında bir anlaşma var mıydı? ‘ Katchaznouni cevap verir:’Bizim tarafta böyle bir inanç vardı. Ama bence yanlıştı. Bolşeviklerin komplosu bizim yenilgimizin nedeni değil, Türklerin gücü  ve kendi beceriksizliğimiz]den kaynaklandı. Elbette Bolşevikler yenilgimizden faydalandı ve bu çok doğaldı, ancak bu amaçla Türklerle anlaşmaya varmaları için bir gerekçe değildi.'

Vratzian hükümeti Türklerle bir anlaşma imzaladığı gün istifa etti ve iktidarı Bolşeviklere bıraktı. Katchaznouni devam ediyor.

‘Bolşevikler herhangi bir direnişle karşılaşmadan Ermenistan'a girdiler. Bu, Partimizin kararıydı. Bu şekilde davranmanın iki nedeni vardı: Birincisi, istesek bile direnemezdik. İkincisi, Rusya tarafından desteklenen Sovyet yetkililerinin devlete bir düzen getirebileceğini umuyorduk - ki bunu tek başımıza yapamamıştık ve şimdiden yapamayacağımız çok açıktı. Bolşeviklerin herhangi bir engel olmaksızın ülkeyi yönetmelerine izin vermek, yeni hükümete sadık kalmak, faydalı çalışmalarıyla işbirliği yapmak bizim isteğimizdi.

Karar elbette oybirliği ile alınmamıştı. Bazı kişiler Bolşeviklere karşı çıktı, ‘yenilgi kaçınılmaz olsa da sayıları azdı ve teklifleri reddedilince ülkeyi terk ettiler. Bolşeviklerin güvenmediği ve bir kenara attığı, sözde ‘Solcu Taşnaklar’ adlı bir başka azınlık daha vardı. Ancak, Sovyetleri ülkeden çıkarmak için son bir çaba da, Taşnakların 18 Şubat 1921'de Bolşeviklere bir karşı isyan düzenlemeleriydi.

Ermenistan Hükümeti TBMM 'den yardım istiyor;

Son Başbakan Simon Vratzian, Türkiye'nin Erivan'daki temsilcisi Bahaeddin Bey'e 18 Mart 1921 tarihli şu notu göndermiştir:

‘Lütfen mevcut talebimizi derhal yüksek makamlarınıza iletin. Ermenistan Hükümeti Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nden Ermeni ordusuna bir miktar mühimmat vermesini ve iletişim kurmasını rica eder. Büyük Millet Meclisi Hükümeti Ermenistan'a askeri yardım göndermeyi mümkün bulursa ve yapabilirse bunun ne ölcüde olacağını ve ne zaman gerçekleşeceğini bilmek isteriz.

TBMM Başkanı Mustafa Kemal'e 13 Mart 1921 tarihinde gönderilen mektubun metni aşağıdadır.,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine. 18 Şubat’ta isyan eden milletin irade-i katiyyesi üzerine Ermenistan’daki Bolşevik Hükümeti devrilmiş ve Ermeni milleti kendi hakiki hükümeti etrafında yeniden toplanmıştır. Yeni hükümetin ilk vazifesi tesis ve memleketin unsur-ı muhtelifesi bünyesindeki revabıt ve münesebat-ı hasenenin temin ve teyidi oldu. Memlekette zabt ve rabtın suret-i seriyede tesis edildiğini zat-ı âlilerine beyan ile mübahi oluyorum. Ermeni milletinin hür ve müstakil yaşamak hususundaki iradesi kati ve layetezelzeldir. Ve Bolşeviklerin tekrar Ermenistan’a girmelerine her ne bahane olursa olsun müsaade etmeyecektir. Aynı suretle Ermeni milleti mümkün olduğun kadar süratle komşularıyla birinci derecede Türk milletiyle münasebat-ı dostane tesisine şiddetle heveskârdır. Bu hissiyat ile mütahassis olarak Büyük Millet Meclisi Hükümetinin şahsında çalışkan Türk milletini selamlar münasebat-ı hasene-i hemcivarıyla ibtidar hususundaki arzumuzu beyan ve teşebbüsümüzün mahiyetinin nihatayla ve istikbalde devamlı bir dostluk devrinin küşadına bir mukaddime-i hayriye olmasını temenni eyleriz. Ermenistan Selamet Komitesi Reisi Vracyan(Vratzian).” 

Ankara Hükümeti Taşnaklara yardım etmedi ve Sovyetler isyancı Ermenileri Nisan 1921'de Ermenistan’dan çıkardı. Vratzian, İran'a sığınma talebinde bulundu, daha sonra İstanbul üzerinden Avrupa'ya doğru yola çıktı ve sonunda ABD vatandaşı oldu ve Beyrut'ta öldü.

Not: Makale kitabın İngilizce baskısından yine İngilizce yorumlanan değerlendirmelerin tercüme edilmesi ile hazırlanmıştır. 

ARKEOTEKNO