NAKL-İ SEDA'YA VEDA

S. Vedat KARAARSLAN

Haberleşme insan beyninin frontal lobunda yer alan konuşma alanı olarak bilinen ‘broca’ alanının aktif olması ile başlayan gelişim süreci dilin tarihini ortaya koyar. Konuşma veya görmenin bellekte bulunan önceki bilgileri ile kıyaslanarak Wernicke alanı tarafından broca alanına gönderilmesi ile başlayan insanın konuşma ve beynin Occitipial bölgesindeki görme yeteneği insanlar arasında haberleşmenin daha nitelikli olarak başlamasına yol açan gelişmeyi sağlamıştır.

Ses iletişimi temelli telgraf, telefon gibi icatlar da konuşmaya dayalı bu seslerin şimdilerde adına telefon dediğimiz ancak adı 'akıllı cihazlar' a evrilmekte olan Osmanlıca adı ' nakl-i seda' olan bir tarihsel süreç izlemiştir.

Haberleşme tarihinin başlangıcı olarak kabul edilen duman, güvercin, üflemeli boru ve M.Ö 4000 yılında askeri bilim adamı ve kripto uzmanı Tacticus’un aynı ölçekte ve oluşan olaylara göre yazılı şekilde derecelendirilmiş bir kavanozun içindeki suyun senkronize olarak boşalması ile karşılıklı iki askerin haberleşmesi, iletişimin ilk haberleşme örneklerinden sayılır. Semafor denilen bayrak işaretleri ile geniş bir coğrafik alan üzerinde haberleşme ise ilk kez Claude Chappe tarafından Fransa’da 1850 yılından itibaren askeri ve ulusal haberleşme amacıyla hizmete verilmişti.

Özellikle posta teşkilatlarının kuruluş aşamasında ABD de posta arabalarının çok önemli rolü olmuştur. Buhar gücünün trenlerde kullanılması ile ulaşımda trenlerin kullanılması postaların taşıma işini trenlere yöneltmiş aynı tarihlerde telgrafın ortaya çıkması ile birlikte postaya tabi bilgilerin daha kısa ve acil olanları telgraf sistemleri üzerinden iletilmeye başlanmıştır.

İslam tarihinde ise posta haberleşme teşkilatları Divan-ül berid denilen bir kuruluş eliyle yürütülmekteydi. Posta teşkilatları doğal olarak haberleşmenin ilk adımı olarak bütün ülkelerde ilk olarak kurulan kuruluşlardır. Berid’in kelime anlamı konusunda çalışma yapmış olan Fuad Köprülü, Emeviler ve Abbasiler (M.S 660-680) devrinden bu yana kullanılan ilk İslam Posta Teşkilatında bu ismin Latince posta hayvanı anlamına gelen ‘veredus’ tan üretildiğini bildirmektedir. Daha çok Bizans posta sisteminden etkilenen Emevi Devletinde Muaviye tarafından kurulan Divan-ül Berid teşkilatı sistemine karşın bu devleti ortadan kaldıran Abbasiler ise İran etkisinde kalarak posta dağıtım sistemleri ve seçilen personeller arasında bugünkü telekomünikasyon sistemlerinde çalışanlar ile kıyaslanacak bir teknik değerlendirme sonucunda personel seçimlerini yapmaktaydılar.

Bağdat kentini kuran Abbasi Halifesi Mansur, posta ve istihbarat işlerine yönelik olarak:

Devletimin muntazam idaresi için dört becerikli ve temiz idareciye ihtiyacım vardır. Birincisi, her türlü şüpheden uzak, doğruluktan ayrılmayan kadı; İkincisi, zayıfın hakkını kuvvetliden alabilme gücüne sahip emniyet amiri;Üçüncüsü, maliye işlerini düzenli bir şekilde büyüten harac reisi ve nihayet bu üç memurun her halini bana doğru olarak iletecek bir berid reisi''

diyerek bir posta ve haberleşme teşkilatlarında çalışanların önemini ortaya koymuştur.

Fuad Köprülü, yine aynı kaynak ile Selçuklu Devletinde de posta ve haberleşme teşkilatı Berid teşkilatından esinlenilerek “sahib – i haber” ve“sahib-i berid”denilen ve sultan tarafından seçilen kişiler tarafından atanan kişiler tarafından yürütüldüğünü bildirmektedir. Burada 'tek hörgüçlü deve' olarak bilinen 'hecin'develerinin uzun mesafelere, soğuk ve sıcağa karşı dirençleri nedeniyle güvercinler ile birlikte Mezopotamya havzasında kullanıldığı bilinmektedir.

Osmanlı Devletinde ise posta haberleşmesi atlı Tatar postacılar ile yapılmaktaydı. Menzil denilen 32 Km de bir kurulan menzilhane binalarındaki görevlilerin büyük bir hızla atı ile gelen tatar postacısına at ve yemek hazırlama gibi görevleri vardı. Bunları zamanında hazırlayamayan menzilci başlarının bu tatar postacılar tarafından öldürüldüğüne dair tarihe mal olmuş birçok öykü vardır. Günümüzde tatarların çiğ böreğine pişmemiş kıyma konulup bir hamurun içinde pişirilmesi ise bu posta tatarlarının posta işini süratli bir şekilde yerine getirmeleri için kıymanın pişmesini bekleyememelerinden kaynaklandığı rivayet edilir. 

İlk kez 1699 yılında toprak kaybetmeye başlayan Osmanlı Devleti, tüm dünyada sanayileşmenin başladığı dönem olan 1650 li yıllardan itibaren bu gelişmeleri takip edememenin vermiş olduğu bir çöküntü ile buharın makinelerde kullanılmasının önünü açan trenin bulunması ile aynı dönemde icat edilen telgrafı ülkeye en hızlı bir şekilde getirme gayreti içinde olmuştur.

Osmanlının gelişimine olduğu kadar yıkımına da neden olan telgraf cihazı ilk kez R. Davison' un bildirdiğine göre Padişah Abdülmecid'e bu cihaz üzerinden ilk kez haberleşme yapan Samuel Morse tarafından gönderilmiştir. Bu cihazın Büyük bir hız ile neredeyse bugünün internetin gelişiminden de hızlı bir şekilde bütün Osmanlı toprakları özellikle Rumeli bölgesinde başlayan direk dikerek kablo çekme işlemleri İngilizlerin ve daha da çok Fransızların yardımı ile inşa ediliyordu. Osmanlı Devleti' nin uzak eyaletlerinde olan biten en kısa sürede payitahta ulaştıran bu alet bir çok üst düzey yönetici tarafından başlangıçta şiddetle ret edildi. Merkezi yönetim sistemi olan bir noktadan yönetilme bu cihaz ile daha kolay oluyordu. Halbuki bu cihazdan önce bütün eyaletlerde olan bitenler aylar hatta yıllar sonra payitahta ulaşabiliyordu. Osmanlı'nın biraz da günümüzde posta hizmetlerinde ve daha sonra gecikmeli olarak Osmanlıya giren telefonda da olduğu gibi daha çok Fransızların etkisini teknik terimlerin Fransızca ağırlıklı olmasından anlamaktayız. Bu dönemde yaşanan Kırım Savaşı ile Fransız ve İngilizleri Ruslara karşı yanına alan Osmanlı Devleti yine bu ulusların teknik elemanları tarafından hatlar üzerinden gönderilen haberleşme bilgilerine 'mandallama' yaparak bilgilere ulaşıp ona göre vaziyet alarak Osmanlıyı masada zor durumda bırakıyorlardı. Osmanlı Devleti de telgrafın yayılmasını sağlamak üzere kendi elemanlarını Fransa' ya gönderiyordu, ancak daha sonraki yıllarda bu kişilerin Fransa'dan Jön Türk hareketini yöneten kadrolar ile ilişkilerinden dolayı bu kişilerde ülkeye çağrıldı ve ülke kendi olanakları ile gerek teçhizat gerekse bakım personelini eğitmeye başladılar.

Nakl-i Seda' nın yayılımı ise başlangıçta telgrafın yayılımı gibi olamadı. Nedeni ise matbuatın başına gelen 'murakebe' 'sansür' kavramına dahil edilerek 1908 yılından itibaren II.Meşrutiyetin ilan edilmesiyle yayılmaya başlaması olarak ve daha sonraları ise hep 'vesair mersule' ' diğer haberleşme araçları' yaklaşımına tabi tutulması bugünlerde ise 'akıllı cihazlar' sınıfına evriliyor olmasıdır.

ARKEOTEKNO