Ünlü İngiliz düşünür ve aynı zamanda kelime şifrecisi olarak bilinen Francis Bacon, bir şiirinde mısra halinde 'when hempe is spun, England's done' şeklindeki ifadesinde kendir bittiği zaman İngiltere'nin akibetinin sorgulanacağı şeklinde çevrilebilecek cümlede bulunan 'hempe=kendir' kelime oyunuyla aslında Büyük Britanya'nın güneş batmaz toprakları üzerinde kendir üretim alanları olarak bilinen Pakistan ve Hindistan coğrafyasının kaybedilmesini kast etmişse de İskoçya'nın bağımsızlık düşüncesi ile paralellik arz eden görüşten ziyade  buradaki asıl kodlamada H (Henry ), E (Edward) , M (Mary), P (Philip) ve en sonunda (Elizabeth) soylarının bitmesi ile dünyadaki İngiliz hegemonyasının sona ereceğini öngörmüş...Bacon'un Britanya' nın Avrupa Birliği'nden çıkışını ifade eden Brexit sonrasında Londra'nın İskoçya, Galler ve K.İrlanda'dan bağımsızlığını ilan etmek isteyen protestoların paralelinde 'HEMPE' kodlaması altında 500 yıl sonrasını tahmin edebilmiş olması önemli bir öngörü olarak değerlendirilmelidir.[1] 

Bu yaklaşım ile birlikte İngiltere, tarihsel açıdan hiçbir zaman kendini aidiyat duygusu ile bağlı hissetmediği Avrupa, yaklaşık 5 milyon yıl önce jeolojik olarak yoktu... Avrupa, sadece dünyanın uzun ve en büyükkara kitlesinin önünde bir baş gibi duran, kıvrımlı bir yarımada idi ve İngiltere ayrı bir ada dahi değildi... Günümüzdeki Akdeniz ve Karadeniz kapalı bir göldü.. Karadeniz' in Ege Denizi üzerinden Akdeniz ile birleşmesi için M.Ö. 5600 yılı beklenecekti. (resim).

Bu yıllarda antik mitolojide göğü taşıyan sütunlar olarak bilinen Herakles Sütunlarının olduğu (bu sütunların Çanakale Boğazı'nda da olduğu yazılmıştır.) yer olan Cebelitarık Boğazından Akdeniz'e dolan Okyanus Suyu Ege Denizi üzerinden Karadeniz Gölünü dolduruyor ve burada oturan 'Danilo Hvar' halkı bugünkü Adriyatik Denizi'nin doğu kıyılarına göç ediyorlardı. Karadeniz Gölü deniz suyu ile dolarken bu bölgede oturan 'Hamangian'  kültürüne sahip toplulukların figürinlerinin Hacılar (Burdur) figürinlerine benzerliği ise Hacılar ile Hamangian kültürü arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Yine Karadeniz bölgesinin önemli bir topluluğu olan 'Vinça' kültürü (M.Ö. 5300) topluluklarına ait bulunan tabletlerdeki yazıların dahi tarihin ilk yazılı tabletleri olduğu ileriye sürülmekte bu kültürün de Anadolu'daki Ilıpınar Höyüğü (Bursa) buluntuları ile ortak yönü bulunmaktadır. Birbiri ile karışmakta olan Akdeniz ile Atlantik Okyanusu sularının farklı tuzluluk dereceleri olduğu için hala birbirleri ile karışmaması Karadeniz'in ise hala derinliklerindeki tatlı su tabakası bu jeomorfolojik değişimlerin binlerce yıllık tarihini ortaya koyarken her iki jeomorfoloji olayın günümüzdeki sınırlarının çizildiği bir yarımada olarak Avrupa, Cromagnon ve Neanderthal insanlarının buzul çağları arasındaki sadece mağaralara çizilen resim ya da Çek Cumhuriyeti gibi Doğu Avrupa bölgesinde bir kaç mağaradaki iskelet buluntuları ile yaşamın başladığı dönemden sonra buzulların çekilmesiyle günümüzden sadece on iki bin yıl önce ilk göçmenlerini almış olacaktı.[2]

Avrupa' nın ilk göçmenlerini aldığı tarihlerde Anadolu'da insanoğlunun yerleşim ve tarımın başlangıcı olan Neolitik Çağ çoktan başlamıştı bile...Diğer bir deyişle Avrupa ile Anadolu arasında toprağa ilk yerleşim dönemleri arasında neredeyse 12.000 yıl fark vardı... Arkeolojik yönden de günümüzde Avrupa' nın, iklimsel değişim sürecinin etkisi ile Mezopotamya uygarlıklarının iklimsel sonuçları olarak neredeyse 12.000 yıl gerisinde kaldığı anlaşılıyor. Bu nedenle günümüzde bir kaç prehistorik mağara dışında bizdeki gibi Göbeklitepe, Çatalhöyük, Hacılar, Çayönü.. gibi ilk yerleşimlerin başladığı neolitik alanlara Avrupa'da pek rastlanılmaz...

Prehistorik çağlara ait iklimsel etki ile jeolojik yönden geri kalmışlığına rağmen Avrupa tarihsel olarak bugünkü coğrafik konumuna ulaşıncaya kadar hangi ülkenin bu coğrafyaya dahil olması gerektiğine yönelik tartışmalar hala devam etmekte...İlk kez Platon'un devletinde kölelik vasfının yüklendiği Asyatik unsurlar, antik yazar Aeschylus tanımına uygun olarak  önce İranlılar [3]  olarak tanımlanmış ise de daha sonra bu cephe genişletilerek bugünkü Avrupa'nın başta Balkan ülkeleri dahil olmak üzere diğer milletleri de bu tanıma dahil edilmiş ancak bu milletler, kendi geçmişlerini dayandıracakları Yunan ve Roma kültürlerine biat etmeleri sayesinde köle olma vasfı dışına [4] çıkabilmişlerdir... 

Kıtanın güneydoğu ucundaki bir mitolojik öykü bugünkü Avrupa kavramının oluşumuna katkı yapan bir olay olarak görülür...Herodot  Tarihi' nin Klio bölümünde " İranlı anlatıcılar derler ki kavgayı Fenikeliler çıkardı. Erythreia Denizinden (Çeşme sınırları içindeki Ildır) antik Yunan’ daki Argos ülkesine gelen Fenikeliler, geminin kıç kısmında getirdikleri malları orada bulundukları sürenin sonlarına doğru 5. ya da 6. gününde ellerinden çıkarmak üzereyken Fenikeliler hep birlikte gemide alış veriş yapmakta olan kadınların üzerilerine atılmışlar, orada bulunan kral İnakhos’ un kızıİo’ yu derdest ederek O’ nu alıp gemilere atlayıp Mısır’a ulaşmışlar' şeklinde bir bilgi nakledilir... Buna karşılık Fenikeli Asyalı Prenses EUROPA, Zeus’un kendisini baştan çıkarması üzerine Fenike’deki TYR kentine yanaşan Yunanlılar, (Giritliler de olabilir) Herodot tarihinde yazıldığı şekilde kralın kızını kaçırmış...Daha sonra Yunanlılar uzun bir gemi ile bugün Gürcistan sınırları içindeki (batıda Rize’ye kadar uzanan) Kolkhis’ teki Aia ve Phasis’e kadar ulaşmışlar ve Kolkhis kralının kızı Medeia yı kaçırmışlar. Mitolojik öykü bu tip karşılıklı kız kaçırmalarla devam eder. (m.ö 8 yy)  Mitolojinin bundan sonrası http://arkeotekno.com/hbr_171_deniz-kavimlerinin-antik-cagdan-kalan-3500-yillik-trajik-oykusu.html linkinde anlatılmaktadır.

Batı milletlerinin kültür kaynaklar araştırmaları antik Yunan ve Roma 'ya bağlayan ve arkeolojinin ilk ortaya çıkmasında da önemli rol oynayan CIL kavramı [5] kendi kültürlerini Roma/Yunan’a dayandırma olarak değerlendirilebilir.Her ne kadar bir Fenike prensesinden esinlenerek adlandırılan bugünkü Avrupa' nın öyküde bahsedildiği şekilde ilk batı-doğu dualizminin oluşması anlamında antikite olarak kökleri Yunan veya Roma 'ya dayandırılırsa da bu keşfin Asyalı bir toplum olan ve bugün kullandığımız alfabenin temellerini atan Fenikeliler [6] tarafından ortaya çıkarılmış olduğunu Herodot Tarihi kitabından anlayabiliyoruz.

Bu tespit ile birlikte  Avrupa' nın köklerinin antik Yunan kültürüne dayandığı tezlerine karşın Martin Bernal (1987) batı medeniyetinin kültürel köklerinin Afro-Asyatik Antik Mısır ve Fenike kültürlerine dayandığının ispat etmesine yönelik kitabı, kitabın yazıldığı 1987 yılından bu yana yasak arkeolojinin (forbidden archaeology)gündemindedir...[7] Şimdi sorun Bernal' in de ifade ettiği şekilde aslında bu tartışmalar arasında nasıl oluyor da batı toplumunun kültürel kaynaklarına temel teşkil eden bu fikirler, günümüz kültür veya medeniyetler çatışmasını körüklüyor?...  

 S. Vedat Karaarslan  

KAYNAKLAR

[1] http://www.authorama.com/essays-of-francis-bacon-36.html

[2] Norman Davies, Europe: A History, Harper Perennial 1998  

[3] Atina Akropolünde bulunan Partehon'un un metoplarında bulunan kentaur (at adam) tasvirlerinin atlar ile savaştıkları için Asyatik kavimlere yönelik tasvir edildiği bu nedenle bu tarihlerden itibaren bu ötekileştirmelerin başladığı anlaşılmaktadır.

[4] Eski Yunanca'da 'βάρβαρος ' kelimesi anlaşılmaz bir dil konuşmak anlamında 'barbaros' dan gelmektedir. 

[5] CIL “Corpus Inscriptionum Latinarum” olarak Latin Yazıtlar Külliyatı demek olup arkeolojinin Yunan ve Latin ilgisini ortaya koyar. 

[6] Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarında Fenikeliler (Pön, Phoenicia) maden işçiliğinde usta olan, zarif giysi dokumacıları olarak, genellikle adam kaçıran ve incik boncuk satan kişiler olarak vasıflandırılmışlardır. M.Ö. 4 bin yılda Suriye ve Lübnan' ın deniz kıyılarına yerleşmiş bir halktır. Fenikelilerin kolonisi olan Kartaca ile Romalılar arasındaki Pön Savaşları'da mitolojide anlatılan ayrımın ilk kez başladığı kız kaçırma olaylarından sonra  doğu-batı arasındaki çatışmanın devamı niteliğindedir.

[7] Martin Bernal, Black Athena, (1987)