Bununla birlikte üzerinde mutabık kalınması gereken diğer bir husus batılı kültür kökenlerinin oluşmasında büyük etken olduğu varsayılan Yunan ve Roma medeniyetlerinin Etrüsklere çok şey borçlu olmalarıdır. Batının bu kültür kökenlerini eski Mısır kaynaklarına kadar uzanması da ayrı bir tartışma ve yazının konusudur.  

 

 

 

 

 

Etruscan_civilization_map.png

 

Bazı yazarlar, Etrüsklerin, Hitit İmparatorluğu’ nun M.Ö 1178 yılında yıkılması ile birlikte Troya’da bulunan halk ile birlikte İtalya’nın Etruria bölgesine göç ederek yerleşmiş halk olduğunu ileri sürerler.  Ünlü tarihçi Heredot, Etrüsklerin Yunanlıların Lidya’ya  ve Truvalılara saldırmaları ile taciz olan halkın  Anadolu’ nun Lidya bölgesinden İtalya’ya göç ettiğini bildirirken tarihçi Kazım Mirşan ise Etrüsklerin konuştuğu dilin Ön Türkler ile aynı olduğunu ortaya koymuştur. Adila Ayda 1974 yılında yazmış olduğu ‘Etrüskler Türk mü idi?’ adlı kitabında ise Etrüsklerin büyük ölçüde Türk soyu taşıdıklarını ispat etmişti.(Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1974)

 

Etrüsklerin İtalya’nın Etruria Bölgesine göçü ile ilgili olarak kimi araştırmacılar  Orta Asya ‘dan gelen ve Kafkasya üzerinden geçen göçerlerin Ege ve Batı Anadolu üzerinden bu bölgeye yerleştikleri görüşüne sahiptirler.

 

Etrüsklerin bu yöreye göç etmesi ile birlikte  Roma İmparatorluğu’ nun bütün mimari ve güzel sanatlar alanını etkileyerek İmparatorluğun bugün elimize ulaşan eserlerinin oluşmasına katkı yaptığı ileri sürülür. Etrüskler bu anlamda Avrupa’ yı alfabe, yazı, şehircilik, hukuk, devlet, kanalizasyon ve drenaj, yol, tünel, akuadük, sulama kanalları, sedde, kemer, tonoz, kubbe, metallurji, ayna, heykel, dans, bale, gala, tiyatro, şiir, müzik, cumhuriyet vs gibi uygarlık kavram ve deyimleriyle ilk kez tanıştıran bir uygarlıktır.

 

Klasik Arkeoloji olarak nitelendirdiğimiz Yunan ve Roma İmparatorluğu kültürü günümüzde batılıların İncil’ den önce kendi kültürlerine bir sığınak aramasından başka bir şey olmamakla birlikte bu dönemi etkileyen Etrüsklerin kökenini fazla irdelememeleri çok şaşırtıcı bir durum olarak arkeolog ya da tarihçilerin gözünden kaçmamaktadır.

 

Avrupa’nın dayandığı bugünkü kültürel köklerininbütün yukarıdaki gelişmeleri sağlayan Etrüsklerin Roma İmparatorluğunu etkilemesi olarak ortaya çıkması batılıların günümüz konumunu sarsacağı için  Etrüskler ile ilgili ne var ne yok ise ortadan kaldırılma politikası uygulanagelmektedir. Bugün İtalyan Müzeleri, Louvre Müzesi ve British Museum’ da bulunan Etrüsk sanat eserleri bu medeniyetin gelişmişlik düzeyini göstermesi açısından hayli enterasandır.

 

Bununla birlikte günümüzde Etrüsk alfabesi çözülmeyi beklemekte, okunmaya çalışılan Etrüsk tabletleri ise bazı müzelerden bir bir ortadan ‘çalındı’ yaklaşımları ile gizlenmektedir.

 

Etrüsklerin Romalılara öğrettiği zanaatlar arasında ‘ Devlet Teşkilatı ve Hukuk, Ordu Teşkilatı, İnşaat ve Mimarlık, Yol İnşaatı, Bataklıkları kurutma ve toprağı sulama tekniği, Plasitik Sanatlar ve Kuyumculuk’ olduğu bugün ele geçen binlerce sanat eserinden anlaşılmaktadır.

 

Özellikle kuyumculuk alanında ünlü etrüskolog Raymon Bloch

 

Bugünkü kuyumcuların Etrüsklerin mücevharat konusunda nasıl olupta bu kadar ince işlemeler yapabildiklerine şaşırdıklarını’

 

ifade etmektedir.

 

İtalya’nın Villanova kasabasında yapılan kazılarda ortaya çıkan M.Ö 8 bin yıla ait buluntuların etrüsk eserlerine benzemesine rağmen buraya önce Villanovienliler’ adı verildiği ancak daha sonra eserlerin daha çok eskiye ve benzediği etrüsk eserleri olduğuna kanaat getirilerek etrüsk tarihi M.Ö 13. Bine kadar uzatılmak zorunda kalındı.

 

Bugün kesin olarak biliniyor ki Etrüskler kesinlikle M.Ö 8. Bin yılda Roma’da ortaya çıkarak imparatorluğun en etkin gücü olmuşlardır.

 

Romulus, 743 yılında Roma’yı kurduğunda herkesi Roma vatandaşı olmaya davet ettiğinde aday olanları ‘asylum’ (Türkçesi barınak) adlı bir yerde karantina altında bekletir ve daha sonra vatandaşlığa alırdı. Ancak bu tarihlerde etrüskler kendilerini kurucu olarak vasıflandırılarak asylum’ a girmemişler ve ayrı bir mahallede oturmuşlardır. Öyle ki imparatorluk devrinde bile  etrüsklerin oturmakta olduğu Roma’da ‘Vicus Tuscus’ adında bir etrüsk mahallesi bulunmaktaydı.

 

Roma imparatorları arasında Etrüsk dönemi Roma Krallar döneminin M.Ö 509 yılında sona ermesi ile biter. Bazı tarihçiler bu tarihe kadar olan bütün kralların etrüsklü olduğunu ifade eder.

 

Tarihin belki de en eski soykırımı Romalıların Etrüskleri yok etmesi için yapılmıştır.

 

Romalılar, kendilerini üst bir sınıfa taşıya Etrüskleri yok ederek kendi sylarının Roma’ya hakim olması hedefi ile birlikte Etrüsklere ait ne kadar yazılmış tarih kitabı var ise ortadan kaldırmışlardır.

 

Bugün bile bir milletin en önemli vesikası yaşayanlardan ziyade ölülerinin olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Bunun da en bariz delili mezarlardır.

 

Evet ‘mezarlar bir milletin geçmiş tarihinin birer aynasıdır’ dersek hiç kimse bize yanılıyorsunuz diyemeyecektir.

 

İşte etrüsk mezarları da için aynen eski Mısırlılarda ve Türklerde olduğu gibi ölü ile birlikte yanına insan eşyalarının da konulduğu birer anıt olarak günümüze kadar ulaşmıştır.  

 

Eğer ölen kişi varlıklı bir etrüsk aile bireyi ise mezarlar ölünün dolaşması için birbirlerine geçen odalar ile çok büyükçe inşaa edilirdi.

 

Etrüsklerin Menşei Hakkında

 

Etrüskler hakkında hangi eseri okursanız okuyun bir karmaşadan bahsedilir ki bu karmaşa etrüsklerin kim olduğu ve menşei hakkındaki bilinmezdir.

 

Bu bilinmezliği en iyi çözmeye çalışan İtalyan Etrüskoloji bilgini Luigi Pareti, etrüsklerden Tyrhen olarak bahseder ve bununla ilgili olarak Yunanlı yazarların etrüskler hakkındaki ileri sürdüğü görüşlere yer verir.

 

Bu Yunanlı tarihçiler: Hezyod, Hekate, Herodot, Tusidid, Hellanik, Kallimak, Strabon, ve Stefan dır.

 

Pirati  neredeyse her cümlesinde Yunanlı tarihçilerin ‘yanlış fikirlerinden’ bahsederek bir İtalyan olarak Roma İmparatorluğu’nun dışardan gelebilecek bir kavim tarafından kurulmuş olduğu fikrini ortadan silecek taraflı yorumlarını sürdürür.

 

Perati’nin istemeyerek te olsa zımnen kabul ettiği bu halkın adı PELASG lardır.

 

O halde Etrüskler Yunanlı tarihçiler tarafından öne sürüldüğü gibi Truva ve Lydia’ da oturan PELASG olarak adlandırılan millete mi dayanıyordu.  

 

Bu durumda Tolstoy’un ‘Akıllı Tatar Çocuğu’ olarak tanımladığı ve Atatürk’ün de Türkiye’ye çağırdığı  ve daha sonrada dışlananlar listesine giren Devrim Profesörü Sadri MAKSUDİ’  nin  ifade ettiği gibi ETRÜSK = PELASG olarak kabul etmemiz mi gerekiyor. Sonra da bu eşitliğe TURK leri de yazarak eşitliği 

 

ETRÜSK = PELASG = TURK  şeklinde bir sonuca mı ulaşacağız?

 

Bunu irdeyebilmek için PELASG ların kim olduğuna bakmak gerekir.

 

Kim bu PELASG lar?

 

‘Pelasglar kuzeyden gelen göçebe bir kavimdir. Bu kavim oturdukları bölgeye göre ve başbuğlarına göre isim değiştirirdi, bu kavim inşaat işlerini seven bireylerden oluşmaktaydı ve en önemli özellikleri komşu kavimlerden kız kaçırarak onlardan çocuk sahibi olmalarıydı ve dolayısıyle kaçırdıkları kızlar ile evlenmeleriydi, dil açısından bugün Lemnos adasında ele geçen dil tabletlerinin etrüskçe ile olan benzerliği etrüskçenin bir Hint-Avrupa dil sınıfına ait olmadığı , agglutinatif ve ses uyumuna tabi bir dil konuşuyor olmaları idi.

 

Bilinen tek bir şey vardır ki PELASGLAR Helen ırkına sahip değildirler ve Helenler Pelasgları ‘barbar’ yani hellen olmayan olarak nitelendiriyorlardı. Pelasglar Hellenlerin Batı Anadoluyu yurt edinmesinden önce özellikle de Etrüskler ile dildeki kelime benzerliği açısından Lemnos (Limni) de bulunan tabletlerin okunması sonucu bu yörelerde ikamet eden bir kavim olduğunu bugün anlayabiliyoruz.

 
Devam Edecek
 
 
ARKEOTEKNO