AVRUPA VE ETRÜSKLERİN KÖKENLERİ

S. Vedat Karaarslan Arkeolog- Y. Mühendis 

Hitit tabletlerinde yazılı olarak ele geçen

'ekmeğini ye suyunu iç' 

cümlesinin 

'ninda-an ezzateni watarra ekutenni'

transpikasyonu [1] olan watarra kelimesinin karşılığı olan İngilizce su 'water' veya Almanca 'wasser' kelimesi ile benzerliği ezzateni ile yemek anlamına gelen 'ezzat' ya da Hattuşaş'da ele geçen bira kazanları Türkiye'de en fazla Hitit araştırmaları yaparak bunu kendileri için bir kimlik aidiyatı meselesi yapma gayretlerini ve Hititlerin Anadolu' nun tam göbeğinde olan 'Hattuşa' da bir gecede ortadan kayboldukları iddiasını ortaya atanları bir kenara bırakarak 'ekmek' in 'eincorn' ya da 'emmer' buğdayının öğütülmeye başlandığı Neolitik Çağ ile, 'su' yun ise Paleolitik çağdan bu yana insanoğlunun kaderine hükmetmiş olduğunu anlamaktayız.

Bütün bunları arkeoloji bilimi bize açık seçik anlatır.

Danimarkalı tarihçi Sum, 19. yüzyıl ortalarında Türk halklarının kökeni sorununu irdelerken Türklerin genel adının

'bir halkın diğerinin üzerine gelmesiyle birlikte sık sık değiştiğini'

kaydederek bu halkları

'İskitler, Sarmatlar, Alanlar, Hunlar, Hazarlar ve Kumanlar/Kıpçaklar' olarak tanımlar.

Arkeolojik kanıtlar bu halklara 'Etrüskler' ve 'Pelasglar' ın da ilave edilmesi gerekliliğini ortaya koyar.

Bütün bu değerlendirmeler ile birlikte Türklerin tarihini m.s. 6-7 yüzyıla sabitlemeye çalışılan Uygurların yıktığı Göktürkler in diktiği abideler ile başlatan resmi tarih yanılgılarından haricen, kanıtlanmış Hiung-Nu (Kun ya da Hun), daha da ötesi olan Etrüsk, İskit, Sarmat ve Orta Asya'dan Mezoptamya'ya gittikleri ispatlanan Sümerlerin tarihçi Sum'ın ileriye sürdüğü gibi 'bir halkın diğerinin üstüne gelmesi' savıyla paralel şekilde Turani topluluklar ile ilişkisinin gözden kaçırılmaya çalışıldığının anlaşılması gerekir. Juan Juanlar'ı (Avar-Apar) mağlup eden Türk adının ortaya çıkmasıni sağlayan İstemi-Bumin Kağan kardeşlerin Göktürkleri 'nden ziyade Oğuzları ön plana alan Kaşgarlı Mahmut'un bahsettiği Şu halkı, İskit (Saka) ların atalarıdır.

Troya filmini izleyenler bilir...Filmin sonunda yakıp yıkılan Troya kentinin sarayında Priamos oğlu Paris kılıcı 'Aeneas' a verir ve git bu ülkenin geleceğini başka topraklarda kur diye bir de söz söyler.

ANTANDROS (EDREMİT KÖRFEZİ)

Aeneas, Troya'dan ayrılarak 10 günlük bir süre sonunda bugün bizim Edremit Körfezi'nde günümüzde Altınoluk olarak adlandırdığımız Antandros'a gelir ve dalgaları ile meşhur bu yerden denize açılır. Günümüzde otomobil ile 1 saat süren ancak Troya' nın m.ö. 1280 yılında yakılıp yıkılmasından sonra Aenas ve beraberindekilerin yaklaşık 10 günde yürüyerek ulaştıkları Antandros'u görenler bilir gerçekten de günümüzde de çok dalgalı ve Edremit Körfezi'nin bol okisjenli ve en temiz suyunun olduğu bir bölgededir.

İşte günümüz batı medeniyetinin dayandığı Roma tarihini yazmadan önce Roma'nın da dayandığı Etrüsk yazıtlarının mutlaka okunması gerekliliği Antandros'dan başlayan Aeneas ve babası, ve Anadolulu bir halk olan Lidyalılar arasında kura çekilmesi ile bu seyahata katılan Lidyalıların kökenlerinin araştırılması arkeolojinin en büyük görevi olmalıdır.

İngiliz Isaac Taylor, yazdığı The Etruscan Language adlı kitabında dilleri

  • Sanksrit, Pers, Yunan, Latin, Germen, Rusya ve Galce olarak Indo-European,
  • İbranice, Arapça ve Asurca olmak üzere Semitik,
  • Fince, Laponca, Türkçe, Macarca, Tatarca, Moğolca, Dravid ve Malayca olmak üzere Turani

üç gruba ayırır.[2] 

Bu ayrım şüphesiz ki Turani dil grubu içinde olduğu bilinen Fin-Ugor ve Altay dilleri ile yakın olduğu ispatlanan Türkçe'nin Fince, Macarca, Moğolca gibi diller ile Orta Asya ilişkisini yok varsayarak Mezopotamya kültürleri ile bağlantısını olmadığını iddia edenleri 'sükut-u hayal' e uğratmıştır.

Taylor, Etrüsk dilinin yapısı içinde; dildeki cümle yapısı içindeki örneğin 'otuz dört' kelimesindeki 'decade' olarak tanımlanan 'otuz' kelimesinin son eklerinin l-k-l olarak sadece Turani dil gruplarındaki yapısının Etrüsk dili ile uyumlu ortaya koymuştu. Buna örnek olarak Fincedeki witte-a-lokke nin 50 rakamına karşılık gelmesi , Tatarca ise ke-rek (kırk) kelimesinin 40 anlamına, i-lex kelimesinin ise 50 (elli) anlamına geldiğini söyleyerek bunun değişik formunun Etrüskcede 'ce-a-lchl' olarak okunmasını gerektiğini öne sürer.

Taylor, Etrüskce 'clan' kelimesinin Türkçe 'oğlan' ve İskit dilinde ise 'sak-ri' nin de aynı anlama gelmiş olduğunu ortaya koymuştur. İskit dilinde 'oğlan' anlamına gelen 'Sak-ri' kelimesinin ise Sümercede 'sag' kelimesinin karşılığı olan 'baş, adam' anlamına gelen kelimeden üretilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şekilde kız evlat anlamına gelen 'sec' kelimesinin karşılığını ise Tungus dilinde 'a-satk-an' olarak karşılık bulduğunu böylece Laponca'da 'sakko' anlamına gelen bu kelime ile de Etrüskcenin bir Turani dil ailesi grubuna girmesi gerektiğini aynı kitabında ileriye sürmüştü.

Sonuç olarak günümüzde Etrüsklerin kökenlerinin Anadolu'ya dayandığına dair yapılan DNA test sonuçlarının 'pozitif' çıkması bir yana [3] Hint -Avrupalılar kendilerini Avrupa ile bağlantıyı sağladıklarını her zaman ileriye sürdükleri Asyalı biraz da Kartacalılar dolayısı ile Fenikeliler olduğunu bildikleri halde daha da ileri bir düşünce ile bu kıtaya ayak basmalarında önce burada Finler, Tatarlar, Laponlar ve Basklar gibi Türklerin de içinde bulunduğu Turani toplulukların ataları olduğu ileriye sürülen Pelasglar, Siculians, Iberians, Ligurians, Aquitanians ve Roma İmpratorluğunu'nun İngiltere'yi işgal etmesi dönemlerinde (m.ö.100-m.s.450) Romalılara karşı isyan başlatan yaklaşık 23 adet kabileden bir tanesi olan Silures gibi toplulukların Avrupa'ya onlardan daha önce ayak bastıkları gerçeklerini bilmeleri gerekir. Arkeolojik olarak bu konuların araştırılmaya ve kanıtlanmaya muhtaç konular olması görmezden gelinemez.

ARKEOTEKNO 

Kaynak:

[1] Sedat Alp, Hitit Çağında Anadolu

[2] The Etruscan Language, Scholar Select, Isaac Taylor. Andesite Press, 2017

[3]  http://www.hurriyet.com.tr/dunya/dna-testleri-etrusklerin-turk-kokenli-olduklarini-soyluyor-7544610