GÜMÜŞHANE’DE ANADOLU’NUN YERLİ HALKI LUVİLERE AİT YER ADLARI

Türklerin Issık ‘dan bu yana kuruduğu için batıya doğru göç etmesine neden olan ‘göl’ ile ilgili kadim sorunu kelimenin aslında öz Türkçe bir kelime olarak ‘Köl’ olarak yazılması gerektiği ve Batıya doğru göç eden Türklerin ‘k’ ile başlayan kelimeleri inceltilmiş ses olarak daha ince bir ses olan ‘g’ ile ifade ettiğini  m.s. 517 tarihinde dikilen  Orhun Abidelerinde bu kelimenin ‘köl’ olarak yazılıyor olmasından anlayabiliyoruz..

LİMNİ GÖLÜ (KALKANLI-ZİGANA-TORUL-GÜMÜŞHANE)

Anadolu’da yüzlerce yer adlandırmasındaki bu örnekteki gibi K ve G harflerinin ‘göl’ kelimesindeki değişime benzer şekildeki değişimi görmeyerek etimolojik değerlendirmelerin yanlış olarak tanımlanmasında çok büyük tarihsel yanlışlıklar yapıldığı bilinen bir husustur.

Gerek transkripsiyonu gerek transliterasyonu gerekse telaffuzunu değiştirdiğimiz bu kelimenin vasfı olan göllerin jeomorfolojik yapısına dayalı Gümüşhane bölgesindeki adlandırılması ile ilgili olarak bir tabiat harikası olan Limni Gölü adının aslında çoğu kişinin bildiği ve zannettiği şekilde Rum diline ait değil Anadolu’nun yerli halkı olan Luviceden bölgede yaşayan sonraki toplumlara geçmiş olduğunu ve Smyrna (İzmir) gibi Limni adının da (-mnia) eki (Umar, 1987) alması dolayısıyla öz Anadolu dili olarak Ege Adası’nda bulunan Limni Adasının adı ile olan ilişkisini bir Karadeniz toplumu olan Pelasg ve Etrüsklerin bu ada üzerinden kıta Yunanistan’a ulaşan ilk yerleşimciler olmasından anlıyoruz. Bütün bu değerlendirmeleri daha önceki yazılarımızda ve 2021 yılında yayımlanan kitabımda ortaya koymuştum.

Gümüşhane’nin Torul ilçesine bağlı Zigana’nın nazar boncuğu olan Limni’nin anlamı Luvice/Pelasgca ‘kaya’ anlamına gelen ‘la’ ekinin ‘latmos’ olarak bölgeye daha sonra bölgeye koloni kurmak amacıyla gelen antik Yunanların diline geçen ‘kaya halkı’ anlamına gelen ‘göl yanındaki taşlık yer’ anlamına gelir.

Kelimenin etimolojik kökenini Doğu Karadeniz bölgesinden batıya doğru günümüzdeki Avrupa milletlerinin temelini oluşturan  Luvi, Pelasg ve Etrüsk gibi toplulukların dillerinin kökenlerinde aramak gerekir.    

Anadolu’da antik alanlarda her gördüğüm eser için sorduğum soru  ‘bu eserin hangi topluma ait olduğu?’ ile ilgili sorumun karşılığında aldığım genellikle Yunan/Roma cevabının, doğuda ne olursa Perslere, batıda arkeolojik olarak ne bulunacaksa Yunan/Romalılara mal edilecek [1] beyhude görüşler gibi ben de her zaman bu genel bilinmezlik ve ilgisizliğe karşın bugünlerde dillendirilen arkeolojinin yasaklanması gerekmesi gibi son derece beyhude bir fikre dayalı acziyeti çağrıştırması açısından İstanbul’da yaşanmış bir anekdot olarak Osmanlı vatandaşı bir museviye hiddetli bir şekilde ‘Hz. İsa’yı siz öldürmüşsünüz?’ sorusuna karşın ‘aman efendi bu yüzyıllar önce olan bir olay’ cevabı ile ‘olsun ben yeni duydum’ şeklinde verilen cevabı hatırlatır.

Bir anakronizm [2] örneği olan bu cevap ile ilişkin Anadolu’da ne varsa her kime mal edilecekse iyi bir yayın ve araştırma politikasının olmadığı bu alanın avam söylemle inandırıcılığa ait şimdilerde adına ‘piar’ [3] denilen reklamlar ile en üst seviyeye çıkması yanında konunun bilimselliği adına araştırmaların detaylandırılarak topluma sunulması ne yazık ki akla hiç gelmeyen ve düşünülmeyen bir husus olduğu anlaşılıyor.  

Toplum için en tehlikeli olan hususun düşünmeyi bilmemek olarak nitelendirebileceğimiz bir bilgilenme sürecinin olmaması sonucu ortaya çıkan bu kaotik düşüncesizlik ne doğru sorunun sorulmasında cevabın aranmasındaki pragmatizm, ne cümlelerin anlamlandırılması olarak semantizm ne de felsefik olarak doğru bir önerme olarak fikri yapımıza dayalı bir kültürün oluşmasını sağlayabilir. Bütün bu süreçlerin yaşanmamasında toplumun önündeki en büyük engelin bu tür yaklaşımların olduğunun her zaman hatırlanması gerekir.  

KROM VADİSİ- GÜMÜŞHANE 

Dizi filmler, romanlar ve her bir edebiyat ve tarihi yayının doğru ve tutarlı olmaması dayandıkları fikrin kurgu yazılıyor olsa da tahrif edilmeden yazılması esastır fikrinden hareketle Gümüşhane Krom Vadisi mahallelerinden bir tanesi olan Samanandon kelimesini güya evlerin altlarında gizli ibadet yapmaya yarayan samanlıkların şapel olarak kullanıldığı düşünce ve varsayımına bağlanarak Samanandon/Samananda kelimesinin bölgenin yerel halkını oluşturan birçok topluluğun Kapadokya dilinde ‘kutluların yeri’ anlamına gelen antik geçmişini göremeyerek ve inkâr edilerek yanlış bir etnik değerlendirmeyi de ilave ederek veya yerel halka ait bir arkeolojik buluntu eserin yanlış bilgi olarak başka bir topluma aitmiş gibi yazılı olarak doğruymuş gibi sunuluyor olmasıdır. 

İyi niyetle de olsa bu tip yaklaşımların ve adlandırmalar ile oynanmasının en büyük tehlikesinin Osmanlı’nın ve tarih öncesinin asırlardır süren hoşgörüsünün yok varsayılması ile birlikte antik çağlarda bölgede yaşamlarını sürdüren yerel halkların kültürlerinin yok varsayılarak sonradan bölgeye gelen etnik toplumların 'piar'a dayalı yayınlar ile tarihi tahrif ederek propaganda yapılması tehlikesine yol açtığını, bu tutarsız yayınların doğru belgelermiş gibi algılanarak uluslararası alanda kullanılmak suretiyle menfi  propagandaya maruz kalınmasına yönelik bir tehlike olarak görülmesi gerekir.