BÜYÜK TARRUZA GİDEN YOL: SAKARYA’DA TURAN TAKTİĞİ

Mustafa Kemal Paşa, 5 Ağustos 1921 tarihinde Meclis tarafından Başkomutan seçilmişti.

Türk Milleti, 7-8 Ağustos tarihinde büyük bir şekilde destek verdiği Tekâlif-i Milli emirleri gereğince maddi ve manevi olarak Paşa’nın arkasında olduğunu bütün dünyaya göstermişti.

Mustafa Kemal Paşa, 12 Ağustos 1921 tarihinde 106 Km uzunluğundaki cepheye geldiğinde 1921 yılının Temmuz ayında Kütahya-Eskişehir Muharebeleri yenilgisini yaşayan Türk Ordusu’nun geri çekilmesi karşısında Yunan Ordusu sanki bir zafer kazanmış gibi Anadolu’nun kentlerine kadar gelen Yunan Kralı Konstantinos’un da katıldığı işgal ettikleri illerde yaptıkları toplantılar sonucunda Türkleri tamamen imha etmek üzere bir saldırı başlatmak isteğindeydiler.

Bu savaşın adı 22 gün sürecek olan ‘Sakarya Savaşı’ idi.

Savaş tarihine Türklerin Turan Taktiği olarak kazandırdığı kavram, merkezde güçlü bir kuvvet tutarak sağ ve sol cephede genellikle ‘çeri’ ya da ‘su’ ların ok atarak geri çekilmesi ile oluşturulan ‘hilâl’ içinde merkeze çekilen düşmanın merkezdeki ordu tarafından ortadan kaldırılmasına dayanırdı.

Bu geleneğin bir devamı olan 23 Ağustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasında gerçekleşen Sakarya Savaşı’nda da tarih tekerrür etti.

MUSTAFA KEMAL PAŞA VE YAVERİ SALİH BOZOK

Mustafa Kemal Paşa, Kütahya-Eskişehir Muharebelerinde yenilen Türk Ordusu’nun Sakarya Nehri’nin doğu tarafına geri çekilmesi kararını vermişti.

Aynı gece Ankara’ya dönerken Eskişehir’de dahil olmak üzere Yunanlara terkedilen geniş topraklar üzerinden behemehal bir zafere ulaşacağını düşünüyordu.

Türk tarafında Kütahya Eskişehir Muharebelerinin suçluları aranıyordu. Ordudan firar eden askerlerin bir kısmı cezalandırıldı bir kısmı ise yeniden birliklerine savaşacaklarına dair yemin ettirilerek gönderilmişti. Firar eden askerlerin çoğu da başsız kaldıklarından cepheden kaçtıklarını söylüyorlardı.

Yunan Kralı Konstantin Eskişehir’e kadar gelmişti. Geriye doğru çekilen Türk Ordusu karşısında ‘turan kapanına’ gireceklerinden habersiz son darbeyi vurmak üzere taarruza geçmeye karar vermişlerdi.

Geri çekilen Türk Ordusu karşısında Yunan Ordusu 14 Ağustos 1921 tarihinde taarruza geçti. Bundan tam 10 gün sonra da Haymana tarafında bulunan Mangal Dağı Yunanların eline geçmişti ama geniş bir alanda ikmalden yoksun Yunan Ordusu dağınık bir yapı içinde nerdeyse kontrol edilemez bir yapıda düzensiz bir hale gelmişti.

Yunan Ordusu geniş bir arazide Türk Ordusu’nu kuşatma halinde imha etmek isterken birden yarma harekâtına dönüşen taktik hatası kendilerini bir anda ikmalden mahrum hale getirmiş ve her türlü imkândan yoksun hale gelmişti. Güney cephesinden Haymana üzerinden Ankara’yı ele geçirmeye çalışan Yunan Ordusu bu cephede gördüğü çetin Türk savunması karşısında artık taarruz değil, savunmaya geçmişti.

Basrikale siperleri, küçük bir kanyonun arkasında tepelik bir yer olarak ana kuvvetlerin olduğu Duatepe’nin bitişiğinde taşlarla siper yapılıp mevzilendiği yer olmuştu.

Polatlı önlerine kadar gelen Yunan kuvvetleri 31 Ağustos 1921 gecesini 1 Eylül’e bağlayan gece Duatepe’nin doğu tarafındaki Basrikale bölgesini yoğun bir topçu ateşine tutmuştu.

Bunun üzerine Mürettep Kolordu Komutanı Kazım Özalp, bir taburu çok acil olarak tepeyi savunmak üzere Basrikale siperlerine göndermişti. Gelen I. Tümen’e bağlı bir bölük piyade askeri çevreden topladığı taşlarla ve kazdığı çukurlarla siperler yapıp bu siperlerin arkasında mevzilenmeye başlamışlardı.

Basrikale siperleri bir dizi taşın toplanarak bir set gibi oluşturulmuş tahkimat ve mevziler, yer yer bir insanın da girebileceği şekilde tepe boyunca dizilmiş taşlardan oluşmaktaydı. [1]