KONUŞMALARI DİNLEME VE ANLAMLANDIRMANIN GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE

Kulak ile algılanan sesin, gözden giren sinyallerin beyine doğru giderken ancak %10 unun iletilerek 200 milisaniye sonra beyinde anlamlandırılıyor olması sesin kulakta çınlamasının göz ile görmemizden daha önce anlamlandırılıyor olması nedeniyle daha önemli olduğu kulak-göz-beyin biyolojisi ne bağlı olarak bilimsel  yönden değerlendirilmelidir. 

Demek ki duymanın görmeden 200 milisaniye önce beyinde aktive oluyor olması bize duyduklarımızın gördüklerimizden daha öncelikli ele alınması gerekliliğini ortaya koyuyorsa da insanın ses olarak çıkarabildiği konuşma sinyallerinin frekans değeri ortalama 100-10.000 Hertz arasında, kulağının aldığı sinyallerin ise ortalama 15-20.000 Hertz arasında olması ‘ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?’ sözünün doğruluğunu teyit edercesine kulağın her duyduğu sesi ağız yoluyla konuşma frekansı olarak oluşturamamız ve sonuçta oluşturulan seslerin kulağın frekans bandına ulaşamaması gibi bir sonuç ortaya çıkar. Kendini dinlemek anlamında söylenen bu söz, ağızdan çıkan her sesin kulaktan duyulması ama kulağımız ile aldığımız her ses frekansının ağızdan çıkarılamaması gibi insandaki biyolojik yapıya dayanır.   

Kulağın frekans bandının ağız ses frekans bandından daha yüksek olmasının beyindeki biyolojik yapısının işlevselliği, kulaktan giren sesin önce yukarıda gösterilen beynin şeklinde önce Auditory cortex bölümüne gelerek analiz edilmesi ile başlar. Sonra Wernicke’s area kısmına yönelerek burada alınan ses sinyalleri anlamlandırılır.  Bu bölüm alınan seslerin işitme, anlama ve konuşma üretme ile ilgili kısmıdır. Bu alanların her biri, birbirine bağlı bir nöron veya beyin hücresi ağı aracılığıyla diğerleriyle etkileşime girer. Bu nöronlar aktive olduklarında elektriksel aktivite üretirler ve “konuşabilecekleri” bir ağ oluşturmak için birbirleriyle bağlantı kurarlar. Daha sonra Wernicke bölgesi (pembe) konuşma seslerinin anlamlarını Broca alanı denilen kısma iletilerek konuşma tepkesi hazırlanır ve konuşmanın başlaması için motor korteks kısmı işlevsel olarak boğaz, ağız ve dudakları harekete geçirir. Böylece konuşma başlar. 

Öyle ise insanda ses bilimi açısından bu kulak ve ağız ikilemi karşısında görüntülerin alındığı göz de devreye girdiğinde retinaya düşen görüntülerin ancak  %10 unun sinir liflerinden geçerek 200 milisaniye sonra beyinde anlamlandırılıyor olmasına karşın beynin dakikada 500 kelime işleme hızı düşünüldüğünde dakikada standart olarak 150 kelimenin anlamlı bir konuşma olduğu düşünülürse beynin geriye kalan 350 kelime için beyhude ve boşa çalışmadığı ve karşımızdaki kişinin dinlenilmesi gerekliliğini ortaya çıkarır. Beynin işlem kapasitesinin konuşma kapasite hızından daha yüksek olduğunu ortaya koyan bu durum, karşımızdaki kişinin neden daha fazla dinlenilmesi gerekliliğini ortaya koyar.

Buna psikoloji ilminde beynin 350 numaralı yol denildiği ve dakikada 150 kelime ile yüklenen beynin dakikada 500 kelime işleyebilme kapasitesine karşın geriye kalan 350 kelime için dinleme moduna geçiyor olması olarak bilinir.  

Bu nedenle çok hızlı ve fazla konuşmaların beyinde anlamlandırılamadığına delalet eden beynin bu durumu, dinlemenin daha değerli olduğunu gösterir.

Hâlbuki günümüzde (bazı) çağrı merkezleri operatörlerinin birim saatte daha fazla çağrıya cevap verebilme gayesi ile insanın konuşma kapasitesi olan dakikada 150 kelimeyi aşarak konuşmaları sizi sonuçta bir ‘anlama’ kaosuna dönüştüren hitapları sonucunda sizin bireysel sorularınız ile konuşma süresi daha uzun gerçekleşir.

Dünyada yapılan ilk yapay zekâ programı olan konuşabilen ilk bilgisayar programı duygu yoksunu Eliza adlı programdaki gibi siz ne söylerseniz söyleyin programın klişe cevaplar vermesine benzer şekilde günümüz çağrı merkezleri operatörlerinin de ‘standardlar gereği’ konuşmaları kayıt altına alıyor olmalarına rağmen bu görüşmelerin beyinsel bir felakete yol açtığının farkında olmaları gerekir.

Beynin yapay zekâ uygulamalarında gelen verilerin olasılık dağılımına dayalı rassal ‘bayesian inference makinası’ olarak tanımlanıyor olmasına paralel olacak şekilde insan beyninin sürekli güncellenen ve gelen veriye göre adapte olarak çıkarımlarını sürekli değiştiren bir makine olarak çalışıyor olması da hiçbir şekilde standartize olmayan bu çağrı merkezlerinin sentetik söz kalabalığı ile kullanıcılar tarafından dile getirilen problemin çözümünün ‘olabilirlik işlevi’ olasılığını düşürmesi karşısında yeni regülasyonlar ile düzenlenmesi gerekir.       

Witkin ve Trochim'e (1997) göre dinlemenin evrensel bir tanımı olmamasına rağmen Uluslararası Dinleme Derneği dinlemeyi ‘Sözlü ve/veya sözsüz anlam alma, anlam oluşturma ve bunlara yanıt verme süreci’ olarak tanımlar. Purdy, dinlemeyi katılma, algılama, yorumlama, hatırlama ve karşınızdaki insanın sözlü ve sözlü olmayan ihtiyaçlara, endişelere ve bilgilere yanıt vermek olarak dinlemenin ‘bilişsel’ olduğu fikrine sahiptir. .

İyi bir dinlemenin ön yargıda bulunulmadan, karşısındakinin düşüncelerini kesmeden, odaklanmak, anlatılanları zaman zaman tekrar etmek, gerektiğinde sorular sormak, anlaşıldığını ifade etmek için özetlemek gibi dinlemenin nüansları olarak bilinen psikolojik değerlendirmeler anlamamın bir gereği olarak beynin 350 numaralı yolunun aktif edilmesi için biyolojik yönden gerekli olan hususlardır.