TÜRK DİLİNİN DÖNÜM NOKTASI VE KARAMANOĞLU MEHMET BEY'İN FERMANI

Günümüzde Pers tarihi içinde büyük bir izi olan ancak görünmezden gelinen bir tarih olarak değerlendirilen örneğin İrani Hunlar diye Hunların tarihini açıklarken hiçbir Türk kelimesini kullanmayan günümüz tarihçilerinin aksine Türk tarihini İran tarihinin içinde incelenmesi gerektiğine dair değerlendirmelerle birlikte halkın tamamının Türkçe konuşmasına rağmen Türklere özgü bir eğilim olarak Selçuklulardan başlayarak Osmanlılara kadar yöneticilerin devlet işlerinde önce Farsça sonra da Arapçayı esas alan dilleri kullanmalarına karşı (10 Zilhicce 675 / 15 Mayıs 1277) tarihinde Selçuklu tahtına oturan Alâeddin Siyavuş’dan dört gün sonra (19 Mayıs 1277) vezirlik makamına getirilen ve Kamereddin iline (Ermenek, Mut, Silifke ve Anamur) tayin edilen Karamanoğlu Mehmed Bey başkanlığında toplanan divan tarafından devlet hizmetlerinde bulunanlarla ülkesini destekleyenler için fermanlar yazılarak devlet merkezine gelmeleri istenmişti.

Divanda

‘bundan böyle divanda, devlet dairelerinde, sarayda, eğlence toplantılarında, çevgan oynanan seyirlikte hiç kimsenin Türkçeden başka bir dil konuşmamasına karar verildi’

şeklinde bir karar alınmıştı.

Anadolu’da bulunan Arapça ve Farsça anlamayan Türkmenlerin etkisi ile alınan bu karar çerçevesinde Mehmet Bey’in Konya’da bulunduğu süre içinde artık bundan böyle divanda ve devlet yazışmalarının hepsinde Türkçe kullanılmaya başlanmıştı. Türkçeyi günümüze kadar ulaştıran belki de Türkçenin bir ölü dil olarak kalmasını engelleyerek günümüze kadar ulaşmasın sağlayan bu ferman ile Anadolu Türkmen halkının konuştuğu Türkçe artık divanda kullanılan resmi bir dil olarak kullanılmaya başlanmıştı. Anadolu beylikleri de Farsçaya özenti olarak kullanılan Keykubat, Keyhusrev gibi adları artık kullanmamaya başlamışlardı. Ancak bu durum uzun sürmemişti.  Moğolların babasının adı öz Türkçe Kılıç Arslan (IV.) olan oğlunun adı ise Farsça olan III. Gıyâseddin Keyhusrev’i desteklemek üzere Konya’ya girmesi ile yönetimi deviren Moğollar yüzünden Türkçenin kullanımı tekrar askıya alınmıştı.

Hüküm sürdüğü 1284 yılına kadar III. Gıyâseddin Keyhusrev'in tam adı ise ilginç bir şekilde Arapça ve Farsça karışımı olarak en sonuna da babasının öz Türkçe adı getirilerek Gıyâseddin Keyhusrev bin Kılıç Arslan olarak bilinmekteydi. İşin en ilginç olan tarafı ise Keyhusrev adının İran edebiyatında Şehname adlı eserde belirtilen Turan ordusuna karşı savaşan ve Kâşgarlı Mahmud'un Divânu Lügati't-Türk adlı eserinde Alp Er Tunga olarak bilinen Efrasyab'a karşı savaşan komutanın adının olmasıdır.

Özetle bir Türkmen olan Kılıç Arslan'ın oğlu, Köktürklerin de atası olduğu kabul edilen Turan ordusunun başındaki  Alp Er Tunga'ya karşı savaşan Keyhusrev'in adını kullanıyordu.

Sonuç olarak Keyhusrev'in Moğollar tarafından öldürülmesi ile Anadolu'da halkı Türkmen olan Selçuklularda vezir olan Sahipata Fahreddin Ali dönemi başlamış ve Farsça ile Arapça kullanımına tekrar dönülmüştü ama nereye kadar? Türkçenin tarihsel izini miladi tarihlerden de geriye gidecek şekilde kronolojiye uygun şekilde sürmeye devam ediyoruz?

ARKEOTEKNO