GÜMÜŞHANE HARŞİT ÇAYI’NA ÖZLEM

Harşit Çayı üzerinden 1970 li yıllarda Gümüşhane, merkez Halgent Mahallesi’ndeki baraj savağı ve yan kısmındaki su toplama kısmından 1944 yılında başlayarak 1949 yılına kadar yapımı 5 yıl süren kanallar ile suyun iletildiği santral ile elektriğini sağlardı.

Gümüşhane'de elektrik şimdiki gibi doğayı zorlama ile yapılan elektrik üretim teknolojileri gibi (örneğin HES) değil suyun adeta en nazlı aktığı uygun bir bölgede su toplama havuzlarına bağlı kanallar üzerinden suyun iletilmesi sonucunda suyun yüksekten düşürülerek  elektrik türbinlerinin döndürülmesi ile elde edilirdi.

HARŞİT ÇAYI ÜZERİNDE HALGENT BARAJI SAVAĞI

Su toplama havuzunun yanında Harşit Çayı’nın doğal olarak yoluna devam etmesi için bir savak üzerinden akan su içindeki kuyruğunu çenelerinin arasına sıkıştırıp birden bırakması ile ünlü Türkiye’nin en hızlı akan çaylarının başında gelen akıntısına karşı yüzebilen sazan balıklarının savağa doğru yukarı sıçrayışları suyun ne kadar temiz olduğuna da delalet ederdi.

Günümüzde gölet gibi durgun suda yapay olarak yetiştirilmeye çalışılmasına rağmen bir akan su balığı olan bu balıklar toplam uzunluğu 160 Km uzunluğundaki Harşit Çayı’nın Gümüşhane merkezine tekabül eden 10 Km lik bölümünde Hacıemin Mahallesi Çit Düzü mevkiinden Bağlarbaşı’ndaki Kıran Mahallesi bahçelerinin önüne kadar, pek tercih edilmeyen bir avlanma yöntemi olsa da neredeyse her evin olmazsa olmazı olan ‘tor’, gırnap kanca ya da lüks (löküs) lambaları ile tutulabilirdi. Balık, löküs ışığını görür görmez gözleri kamaştığı için yan yatarak adeta beni tut derdi ki bu durumlarda çok küçük olan balıklara ve yuvalarına hiç dokunulmazdı. Bir gün öncesinde yakalanamayan balık aynı bölgede kabarık halinde iken 232 m3/saniye debi ile akan suyun ancak sakin bölgelerinde tutulabilirdi. Dere balıkları bulundukları bölgeyi pek terk etmezler. Suya batması için uç kısımları kurşun taneleri ile bezenmiş torlarla ise çayın en sakin sularını tercih eden sazanlar avlanırdı. 

Sazan kelimesi protoAltaic (tut-pro) bir kelime olarak proto-Türkic (trk-pro) sarV-gan kelimesinden Türkçe’ye ‘sazan’ olarak geçmiş bir kelimedir. Adı Türkçe olan nadir balıklardan olan ‘sazan’ balığı İngilizce ‘carp’ olarak bilinen aynı zamanda yılan, canavar anlamına gelen ‘snake-dragon’ olarak bilinir ve sā́ŕo ise büyük balık anlamına gelir. Balığın canavarlığı diğer balıkları avlaması nedeniyledir. 

 

Derede kanca ile balık tutmak pulları ile ünlü sazan balığının kancaya yakalanmazsa yemi kaparak daha durgun suların olduğu bölgeye giderek kaptığı besini hazmetmesi ile devam eder. Bu nedenle daha çok derenin durgun sularının olduğu ağaç köklerinin ya da sazlıkların altlarındaki bölgelere gizlenen sazan balığı tutanların daha çok tercih ettiği bu bölgeler olurdu.

Kılçığı çok günümüzde kültür balıkçılığında 40 cm den daha küçüklerinin tutulmasının yasak olduğu sazan balığının Harşit Çayı’nın altın tanesi gibi parıldayan taneciklerle dolu kumlu bölgelerinde sürüler halinde dip kumlarını  eşeleyerek kış uykusuna yattığı da çoğu kez toplu halde sığ sularda ortaya çıkan sürü halinde kaçarak uzaklaşan balıklardan anlaşılırdı. Eylül ayı başında en besililerinin yakalanabileceği Harşit’in sazanları derin kısımlarına atılan birkaç gün balığın vurmasını bekleyen kancaların uç kısımlarını belirgin olsun diye özel büyüklükte ve renkli taşlar konulurdu ki herkesin kancası belli olsun. Derede durgun suda dolaşan ürkekliği ile bilinen sazanların tesadüfen oradan geçmesi ile balığın oltaya takılı ekmek yemi ile oynaması ile denizdeki gibi kancayı çekerek değil balığın kendiliğinden kancaya yakalanması ile tutulurdu. Bu balığın daha çok durgun sulu alanlarda yaşıyor olması derenin en sakin olan bölge açısından sessizliğin ön plana gelmesini sağlarken hoplaması ile ünlü sazan balığı, suyun dibini karıştırarak bulandırması ile ünlüdür.