TÜRKÇENİN SULTANI ALİ ŞİR NEVAİ VE TÜRKÜLER

 
Nasıl ki Divanü Lûgat-it Türk adlı eseri ile Kaşgarlı Mahmud Arapçaya karşı Türkçenin üstün olduğunu bizzat Abbasi Halifesine sunduğu eseri ile göstermişse aynı şekilde Türkçenin Farsçadan da üstün bir dil olduğunu gösteren ilk eser Ali Şir Nevai’nin (1441-1501) Çağatay Türkçesi ile yazdığı ‘iki dilin karşılaştırması’ olarak bilinen Muhakemetü’l-Lûgateyn adlı eseri ile olmuştur.
 
Adını Cengiz Han’ın ikinci oğlu olan Çağatay’dan (1183-1242) alan Çağatayca, Türk dilinin Karahanlı Türkçesinden sonra gelen evresini tanımlar. Divanü Lûgat-it Türk adlı eserden sonra Türkçe kökenli Çağataycanın Farsçadan çok üstün bir dil olduğunu örnekler vererek ortaya koyan Ali Şir Nevai, Mizan-ül-Evzan (Vezinlerin Terazisi) adlı eserinde ise günümüzde kullandığımız Türk düşünce tarihinin geleneksel bir müzikal ürünü olan ezgi ile söylenen halk şiirlerinin bir ürünü olan ve Orta Asya Türklerinin asırlardır süren sözlü aktarma geleneğini bir kelime altında toplayan Türkü sözünü ilk kez kullanan düşünürdür. Böylece Türk ile ‘Türkü’ yü özdeşleştiren Nevai, yeteneksiz ve beceriksiz gençlerin kolayca yazabildiği Farsçadan ‘Türk dili bırakılmak üzereyken’ kendisini toparlayarak Türkçeye döndüğünü anlatır.
 
Türküler, Türk düşünce tarihi ve kültürünün aynası olarak mitolojik dönemlerden günümüze kadar ulaşan Türkçe temeli Türk’e has, Türk ile ilgili bir kelime olan Türkî kelimesinden evrilerek günümüzde kullandığımız Türkü adını almış bir kültürel hazineyi ifade eder.
 
Divanü Lügati't Türk'te türki kelimesi ‘ır’ ya da ‘yır’ olarak bilinen Türkü, Altay Türklerinde kojon, Azerbaycan’da mahni, tesnif, deyişme, Başkurt Türklerinde yır, takmak, siñlev ve beyit, Çuvaşlarda yır, cır ve yuri, Gagavuzlarda ürkü, Hakas Türklerinde “ır/sarın” ve “tahpah”, Irak Türklerinde “ beste, şarkı, neşide, hoyrat”, Karaçay Türklerinde ‘cır’, Karakalpak Türklerinde ‘kosik’, Kazak Türklerinde ‘cır’ Kazan Türkleri/Tatarların dillerinde kıska cır, tarihi ve lirik cırlar, takmak, beyit, yola ve uyın yırları, Kırgızlarda ‘koşok’ , Kumuk Türklerinde “yır, sarın, yas, veyah, şahalay”, Nogay Türklerinde bozlav (bozlak) ve zâr(ağıt), Özbek Türklerinde ‘koşik’, Tuva Türklerinde ır, kojamık ve kojan, Türkmenistan’da “aydım, öleñ (üleñ, hay öleñ), leyeran, yar-yar”, Uygur Doğu Türkistan’da koşak, nahşa, koça nahşisi” adlandırmalarının Türk tarihinin günümüze kadar gelen Türk düşünce tarihinin müzikal söz aktarımına dayalı Türkülerin kültürel bir bellek (hafıza) olduğunu ortaya koyar. [1]
 
Demek ki Türk düşünce tarihinin nasıl oluşturulabileceği günümüzde Özbekistan Devletinin bir metro istasyonuna adını verdiği Ali Şir Nevai’nin ilk kez adlandırdığı sadece ‘türkü’ dinlemek ya da ‘çığırmak’ bile Türkçe ile nasıl düşünüleceğine dair mitolojik dönemlerden günümüze kadar aktarılan büyük kültürel ve düşünce birikiminin farkına varılmasına neden olur.
 
ARKEOTEKNO
 
[1] Yakıcı, Ali; (2007), Halk Şiirinde Türkü/Tanım-Tasnif-İnceleme-Metin, Ankara.